Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Guest-1.gif (18440 bytes)

kozakoza.gif (32461 bytes)

Guest-1.gif (18440 bytes)

ebru budak

 

 

anasayfa.JPG (1504 bytes)

deneme.JPG (1413 bytes)

oyku.JPG (1291 bytes)

siir.JPG (1057 bytes)

inceleme.JPG (1518 bytes)

soylesi.JPG (1383 bytes)

bizler.JPG (1283 bytes)

irtibat.JPG (1316 bytes)

ziyaret.JPG (1882 bytes)

 


 

 

 

SON TEBESSÜM

 

“ Bu dünyada renk, nakış, lezzet ne varsa küsüm;

Gözümde son marifet, Azrail’e tebessüm.”

N.F.KISAKÜREK

 

“Azrail’e tebessüm”; düşünmesi bile ne garip, ne kadar ürkütücü değil mi? Ancak bu büyüklüğü, bu cesareti gösterebilen biri var; bir şair ve fikir adamı, Necip Fazıl Kısakürek. O, bundan on yedi yıl önce Azrail’i arzu ettiği tebessümle karşılamış ve bu son marifetiyle dünyadan göçüp gitmiş. Gitmiş ama ölümsüzlüğün tadına vardıktan sonra! Çünkü arkalarında ölümsüz eserler bırakan büyük şahsiyetler, belki bu fani cihandan göç ederler ama asla ölmezler. Tıpkı Mevlana’nın, tıpkı Yunus’un ölmediği gibi...İşte Necip Fazıl da; romanlarıyla, tiyatrolarıyla ve özellikle şiirleriyle halâ aramızda yaşamaktadır.O bir insan sarrafı, bir psikiyatr doktordur adeta. Okuduğunuz her şiirinde, her piyesinde ya da onun fikir çilelerinin herbirinde kendinizden bir parça bulabilirsiniz. Bugün televizyondan seyrettiğimiz “Reis Bey”in merhameti ve sorumluluk duygusu karşısında hangimiz yapmak isteyip de yapamadıklarımızı, hangimiz yenilgilerimizi, hangimiz ruhumuzun derinliklerinde gizlediğimiz canavarca duygularımızın utancını hissetmiyoruz? Peki ya,

“Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.”

mısralarıyla başlayan bu şiiri okurken pençesinde kıvrandığımız yalnızlık ve korkunun en mükemmel biçimiyle ifadesini bulduğunu görmüyor muyuz? O halde âb-ı hayat, uzaklarda değil; yaratılıştan insana bahşedilmiş olan ve Üstad’da zirvesine ulaşan akıl mucizesinin ta kendisidir

Birçok edebî türde eserler veren edibimizin kendi ağzından kendisine “Şairler Şairi” dedirten ve okuyan herkesi büyülü dünyasına çekerek bir duygu seline boğan şiirlerini nasıl yazmaya başladığını dinleyelim:

“Şairliğim on iki yaşımda başladı...

Bahanesi tuhaftır:

Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter... Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:

- Senin, dedi, şair olmanı ne kadar isterdim!

Annemin bu dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim hastane odasının penceresinde savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı içimden kararımı verdim:

- Şair olacağım!

Ve oldum.”

Nihat Sami Banarlı, Necip Fazıl’ın şiir kudretini şu ifadelerle anlatır:

“ Şiir iklimlerine mistik bir havayla giren bu derin, duygulu ve vecidli şairin ortaya koyduğu eserler, en çok, söze telkinkâr bir musıkî kudretini vermesini bilen cepheleriyle güzeldir.”

Gerçekten de Necip Fazıl 17 yaşında yayınlanmaya başlayan ilk şiirlerinden itibaren vezni -ki bütün şiirlerini hece vezniyle yazmıştır- , duyguyu mükemmel ve ahenkli bir şekilde işlemiştir. Hatta kendisi, Ahmet Haşim’in kendisine (Mezar Kitabesi adlı bir şiiri için)”Çocuk! Bu sesi nereden buldun sen?” diye hitap ettiğini anlatır.

Bununla birlikte ilk şiirlerini “satıh ve içi kof kelime planında bir özeniş” diye tarif ettiğini ve “ Çile” adlı kitabının önsözünde: “Bundan evvelki üç kitabım( o vakitler Allah’a bağlılığım belli olmadığı için göklere çıkarıldım) küçük ve kifayetsiz davranışlardı....

- Mal sahibi bensem, bunları istemediğim, tanımadığım ve çöplüğe attığım bilinsin. Bu kitaba gelinceye dek, başka hiçbir şiir, bana, adıma, ruhuma mâledilemez.” diyerek onları reddettiğini görüyoruz.

Ne var ki bu ilk şiirler de bile, eskilerde bulunmayan felsefî muhteva, mecaz gücü ve his yoğunluğunu görmekteyiz:

“Hangi hissin parmağı dokundu ki derine,

Düştü bir alev salkımı içerine

Hangi kâbus bastı ki seni uykularında

Birdenbire cehennem kaynadı sularında.”

Necip Fazıl’da bütün bunlarla birlikte, iç dünyasını büyük bir açıklıkla yansıtan bir aynadır şiir. Bohem hayatı yaşadığı devirlerde yazdığı şiirlerinde müthiş bir yalnızlık ve korku hissedilir. Sanki her köşe başını devler kesmiştir ve o yapayalnız, korumasız kaldırımlarda öleceği günü beklemektedir.

Bu gayesiz, buhranlarla ve çilelerle dolu hayatı bırakıp bambaşka ve huzur dolu bir davayı omuzladığında ise, artık şahsında ve eserlerinde olgun bir ilâhi aşkla karşılaşırız. Şiiri artık, “ Allah’ı sır ve güzellik yolunda arama işidir.” diye tarif eder ve eserlerini bu çizgide vermeye başlar. Ancak iç huzura vardığı bu dönemde, taşkın sanatkâr tabiatı ve sımsıkı bağlandığı fikirlerini yansıtan siyasî polemikleri yüzünden, birçok defalar cezaevlerine girer. Ama buradaki hayatını da şiirlerine yansıtır. “Zindandan Mehmed’e Mektup” bu hayatın bir mahsûlüdür. Yani Necip Fazıl en zor dakikalarında bile verimli, çalışkan ve:

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış; ebed bizimdir”

diyecek kadar ümit doludur.

Hayatın bütün sıkıntılarına rağmen umutsuzluğa düşmeyen şair, ölümü de unutmaz. Ama ölüm onun için karamsarlıkla, korkuyla veya hüzünle anılacak bir şey değildir. O, ölümü:

“ Ölüm, ne güzel şey, budur perde arkasından haber

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?”

dizelerindeki gibi güzel bir hadise olarak görür. Günü geldiğinde Azrail’i hatırlı bir misafir gibi karşılama niyetindedir:

“O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,

Azrail’e “hoş geldin!” diyebilmekte hüner...”

Ve 25 Mayıs 1983... Azrail’e “hoş geldin!” der, son bir tebessümle fani alemden hakîkat âlemine göç eder.

Hayatı şiir; gülüşü, ağlayışı, korkusu şiirdir. O annesi istediği için şair olmuş, dünya onu şiirleriyle tanımıştır.Biz de hatırasını “Anneciğim” adlı şiiriyle yadediyoruz:

ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline

Kara hülyalara dal anneciğim

O titrek kalbini bahtın seline

Bir ince tüy gibi sal anneciğim.

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,

Zulmetin ardında yine zulmet var.

Çocuklar hıçkırır anneler ağlar;

Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.

Gözlerinde aksi bir derin hiçin;

Kanadın yayılmış çırpınmak için

“Bu kış yolculuk var” diyorsa için

Beni de beraber al anneciğim.

 

N. FAZIL KISAKÜREK