|
|
|
ömer faruk ak |
||
YARDİBİ KÖYÜNDEN DEYİSLER Toplumları
derinden etkileyen deprem, sel, yangın, salgın hastalık, kuraklık gibi hadiseler
karşısında halkın kendi içinden çıkan ve üzüntülü anlarında onların iç
dünyalarına tercüman olan binlerce halk şairi vardır. Onlar acılar ve felaketler
karşısında toplumun dili olur, onların duygularını, düşüncelerini, yürek
yangınlarını; yanık türkülerle, içli şiirlerle dile getirmeye çalışırlar. Türk
köylüsünün toprağı, suyu, hayvanı canı gibi azizdir. Onlara gelen en küçük bir
zarar onu derinden yaralamak, içinden kan sızan türküler söyletmek için yeter de
artar bile. Coşkuları da acıları gibi büyük olan bu insanlar, her nedense genellikle
pek güzel şeyler yaşayamazlar. Hep bir hüzün, hep bir ağıt vardır,
türkülerinde... İşte
Zedeli Gedikoğlu da o Anadolu insanlarından biri. 1943’te Adana’nın Saimbeyli
ilçesine bağlı olan Değirmenciuşağı Köyü’nde doğmuş ve şu anda yine
Saimbeyli’nin Yardibi Köyü’nde ikamet etmektedir. Zedeli Hala (Köyde kendisine
öyle hitap edilir.) Sekiz çocuk annesi, fedakar bir köylü kadınıdır. Duygulu,
akıllı ancak okuryazar olmayan Zedeli Hala irticalen ağıtlar, türküler, deyişler
söyler. Onunda toprağı, suyu, bahçesi, ağacı ve hayvanı canı gibi azizdir. İşte
Zedeli Hala’nın başından geçen bazı hadiseler karşısında söylediklerini hiç
değişiklik yapmadan aşağıya alıyoruz: Sene
1980’de köyümüzün yolu yoktu. Bizim de azıcık bir bahçemiz var. Kayınbaba
ayırdı attı bizi. Fakirik. Köye yol yapılıyor. Yol bizim bahçenin üstüne geldi.
Dozer geldi, yolu yapıyorlar. Yolu yapanlara vardım dedim: “Gardaş.” dedim,
“Benim bundan başka bahçem yok.”dedim. “Birkaç gün sonra delgiyi delin geri
dönüşte de gerisini yapanız.” dedim. “Bahçedeki meyvelerim, sebzelerim hep hış
olur.” dedim. “Yok bacım biz emir kuluyuk.” dediler. Bunlar diremidi attılar.
Bahçemde ne kiraz kaldı, ne erik kaldı, hepsi hış oldu. Hiç bir şey kalmadı. Benim
de içim yandı eve çıktım şunları söyledim: Ağlarım
durmuyor gözümün yaşı Bahçeye
döküldü dağların taşı Bütün meyvelerin hep çıktı hışı Allah
siz de benden beter olanız Yalvardım
yakardım bilmiyor haldan Meğer
gavurumuş anlamaz dilden Taksim
arabam mı geçecek yoldan Allah
başınıza yıldırım düşe Sabahınan
erden başına geldi Başladı
inşaat taşları deldi Attı
diremidi bahçeye saldı Allah
siz de benden beter olanız (
hış olmak: telef olmak, diremid: dinamit) *
* * Kocam
Libya’ya gitti. Çorum çocuğum küçük, yalnız kaldım. Komşumuzun tarlasına da
yarıya bir ekin ektik. Taban gübresini biz attık, yüz gübresini de kendiler
atacaktı, kocam Libya’ya gidince adam yüz gübresini alıp atamadı. Ekin olmadı.
Ekin biçme zamanı geldi. Ona söyledim buna söyledim ekin olmamış diye kimse
biçmedi. Ben de ufacık çocukları aldım yaylaya ekini biçmeye gittim. Tarlaya vardım
bir gün biçtim iki gün biçtim ekin bitmedi.Ben de şunları söyledim: Bebek
kucağımda ekin biçiyom Ağlaya
ağlaya kanlar saçıyom Eller
yaylaya göçtü ben de göçüyom Neyleyim
kaderim buyumuş benim Ektiğin
ekinin boyu çıkmadı Boyu
küçük diye kimse yıkmadı Ben
karışmam diye ortak bakmadı Neyleyim
kaderim buyumuş benim Libya’nın
dağları yanar ısıcak Akılları
ermez Mehmet küçücek Ektiğin
ekini eller biçecek Neyleyim
kaderim buyumuş benim (taban
gübresi: tohum ekilirken atılan gübre, güz gübresi: baharda ekinin boyunun uzaması
için atılan gübre) *
* * Kocam
yine bir işe gitti. Yine bir ekin ekti savuştu gitti. Yalnız kaldım. Ekini
ektin biçmedin Dolabı
aldın su içmedin Susuz’a
evi yaptırdın Gelip
içine göçmedin (dolab:
buz dolabı, susuz: değirmenciuşağı Köyü’nün yaylası) *
* * Bir
tane de küçük kızım var. O da ben yaylaya gidince komşularda yatar. Nursel’im
elde yatıyor O
da bana çok batıyor Boşaldı
dolu evimiz Başında
baykuş ötüyor *
* * Neyse
elimde bir hastalık çıktı. Elim şişti. Davarı sağamam el sağar. Bunun üstüne
çocuklara bir mektup yazdırdım: Ellerimin
derdi azdı Bu
mektubu Aysel yazdı Yetişin
kuzum yetişin Ananız
canından bezdi *
* * Neyse
kurban geldi, adam gene gelmedi. Kurbanı kestim. Tek başımayım: Kurbanı
da kestim amma A
zeher oldu eti Gülmedim
şu yalan dünyada Benim
bahtım kara zatı *
* * Adam;
işe giderken de; “Avrat, ben gidiyom. Hakkını helal et. Ölürmüyük kalırmıyık,
ben ölürsem kocaya git.” Dedi. Kurbanda da gelmeyince bende şunları söyledim: Alnıma
böyle yazılmış yazım Neyleyim
benim kaderim Gayrı
bayramda da gelmedin Ben
de kocaya giderim (a
zeher olmak: zehir zıkkım olmak, canına sinmemek)
Kaynak
şahıs:Zedeli Gedikoğlu Memleketi:
Yardibi Köyü / Saimbeyli / ADANA Yaşı:
57 Tahsili:
Okuryazar değil Yöre:
Saimbeyli Derleme
Tarihi: 08.02.2000
|