Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Guest-1.gif (18440 bytes)

kozakoza.gif (32461 bytes)

Guest-1.gif (18440 bytes)

ömer faruk ak

 

 

anasayfa.JPG (1504 bytes)

deneme.JPG (1413 bytes)

oyku.JPG (1291 bytes)

siir.JPG (1057 bytes)

inceleme.JPG (1518 bytes)

soylesi.JPG (1383 bytes)

bizler.JPG (1283 bytes)

irtibat.JPG (1316 bytes)

ziyaret.JPG (1882 bytes)

 


 

 

 

YARDİBİ KÖYÜNDEN DEYİSLER

 

 

 

Toplumları derinden etkileyen deprem, sel, yangın, salgın hastalık, kuraklık gibi hadiseler karşısında halkın kendi içinden çıkan ve üzüntülü anlarında onların iç dünyalarına tercüman olan binlerce halk şairi vardır. Onlar acılar ve felaketler karşısında toplumun dili olur, onların duygularını, düşüncelerini, yürek yangınlarını; yanık türkülerle, içli şiirlerle dile getirmeye çalışırlar.

Türk köylüsünün toprağı, suyu, hayvanı canı gibi azizdir. Onlara gelen en küçük bir zarar onu derinden yaralamak, içinden kan sızan türküler söyletmek için yeter de artar bile. Coşkuları da acıları gibi büyük olan bu insanlar, her nedense genellikle pek güzel şeyler yaşayamazlar. Hep bir hüzün, hep bir ağıt vardır, türkülerinde...

İşte Zedeli Gedikoğlu da o Anadolu insanlarından biri. 1943’te Adana’nın Saimbeyli ilçesine bağlı olan Değirmenciuşağı Köyü’nde doğmuş ve şu anda yine Saimbeyli’nin Yardibi Köyü’nde ikamet etmektedir. Zedeli Hala (Köyde kendisine öyle hitap edilir.) Sekiz çocuk annesi, fedakar bir köylü kadınıdır. Duygulu, akıllı ancak okuryazar olmayan Zedeli Hala irticalen ağıtlar, türküler, deyişler söyler. Onunda toprağı, suyu, bahçesi, ağacı ve hayvanı canı gibi azizdir. İşte Zedeli Hala’nın başından geçen bazı hadiseler karşısında söylediklerini hiç değişiklik yapmadan aşağıya alıyoruz:

Sene 1980’de köyümüzün yolu yoktu. Bizim de azıcık bir bahçemiz var. Kayınbaba ayırdı attı bizi. Fakirik. Köye yol yapılıyor. Yol bizim bahçenin üstüne geldi. Dozer geldi, yolu yapıyorlar. Yolu yapanlara vardım dedim: “Gardaş.” dedim, “Benim bundan başka bahçem yok.”dedim. “Birkaç gün sonra delgiyi delin geri dönüşte de gerisini yapanız.” dedim. “Bahçedeki meyvelerim, sebzelerim hep hış olur.” dedim. “Yok bacım biz emir kuluyuk.” dediler. Bunlar diremidi attılar. Bahçemde ne kiraz kaldı, ne erik kaldı, hepsi hış oldu. Hiç bir şey kalmadı. Benim de içim yandı eve çıktım şunları söyledim:

Ağlarım durmuyor gözümün yaşı

Bahçeye döküldü dağların taşı Bütün meyvelerin hep çıktı hışı

Allah siz de benden beter olanız

Yalvardım yakardım bilmiyor haldan

Meğer gavurumuş anlamaz dilden

Taksim arabam mı geçecek yoldan

Allah başınıza yıldırım düşe

Sabahınan erden başına geldi

Başladı inşaat taşları deldi

Attı diremidi bahçeye saldı

Allah siz de benden beter olanız

( hış olmak: telef olmak, diremid: dinamit)

* * *

Kocam Libya’ya gitti. Çorum çocuğum küçük, yalnız kaldım. Komşumuzun tarlasına da yarıya bir ekin ektik. Taban gübresini biz attık, yüz gübresini de kendiler atacaktı, kocam Libya’ya gidince adam yüz gübresini alıp atamadı. Ekin olmadı. Ekin biçme zamanı geldi. Ona söyledim buna söyledim ekin olmamış diye kimse biçmedi. Ben de ufacık çocukları aldım yaylaya ekini biçmeye gittim. Tarlaya vardım bir gün biçtim iki gün biçtim ekin bitmedi.Ben de şunları söyledim:

Bebek kucağımda ekin biçiyom

Ağlaya ağlaya kanlar saçıyom

Eller yaylaya göçtü ben de göçüyom

Neyleyim kaderim buyumuş benim

Ektiğin ekinin boyu çıkmadı

Boyu küçük diye kimse yıkmadı

Ben karışmam diye ortak bakmadı

Neyleyim kaderim buyumuş benim

Libya’nın dağları yanar ısıcak

Akılları ermez Mehmet küçücek

Ektiğin ekini eller biçecek

Neyleyim kaderim buyumuş benim

(taban gübresi: tohum ekilirken atılan gübre, güz gübresi: baharda ekinin boyunun uzaması için atılan gübre)

* * *

Kocam yine bir işe gitti. Yine bir ekin ekti savuştu gitti. Yalnız kaldım.

Ekini ektin biçmedin

Dolabı aldın su içmedin

Susuz’a evi yaptırdın

Gelip içine göçmedin

(dolab: buz dolabı, susuz: değirmenciuşağı Köyü’nün yaylası)

* * *

Bir tane de küçük kızım var. O da ben yaylaya gidince komşularda yatar.

Nursel’im elde yatıyor

O da bana çok batıyor

Boşaldı dolu evimiz

Başında baykuş ötüyor

* * *

Neyse elimde bir hastalık çıktı. Elim şişti. Davarı sağamam el sağar. Bunun üstüne çocuklara bir mektup yazdırdım:

Ellerimin derdi azdı

Bu mektubu Aysel yazdı

Yetişin kuzum yetişin

Ananız canından bezdi

* * *

Neyse kurban geldi, adam gene gelmedi. Kurbanı kestim. Tek başımayım:

Kurbanı da kestim amma

A zeher oldu eti

Gülmedim şu yalan dünyada

Benim bahtım kara zatı

* * *

Adam; işe giderken de; “Avrat, ben gidiyom. Hakkını helal et. Ölürmüyük kalırmıyık, ben ölürsem kocaya git.” Dedi. Kurbanda da gelmeyince bende şunları söyledim:

Alnıma böyle yazılmış yazım

Neyleyim benim kaderim

Gayrı bayramda da gelmedin

Ben de kocaya giderim

(a zeher olmak: zehir zıkkım olmak, canına sinmemek)

 

Kaynak şahıs:Zedeli Gedikoğlu

Memleketi: Yardibi Köyü / Saimbeyli / ADANA

Yaşı: 57

Tahsili: Okuryazar değil

Yöre: Saimbeyli

Derleme Tarihi: 08.02.2000