Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Guest-1.gif (18440 bytes)

kozakoza.gif (32461 bytes)

Guest-1.gif (18440 bytes)

mehmet akif duman

 

 

anasayfa.JPG (1504 bytes)

deneme.JPG (1413 bytes)

oyku.JPG (1291 bytes)

siir.JPG (1057 bytes)

inceleme.JPG (1518 bytes)

soylesi.JPG (1383 bytes)

bizler.JPG (1283 bytes)

irtibat.JPG (1316 bytes)

ziyaret.JPG (1882 bytes)

 


 

 

 

HERİFÇİOĞLU

 

Özellikle yolda yürürken başıma gelir bu. Yürüme vazifesini yalnız bacaklarımın yerine getirdiği ve ellerimin şuursuzca ileri geri sallanmaya başladığı vakit daha bir belirginleşir. Hani, ban iyi önerilerdebulunsa,ne bileyim... para kazanmanın kolay yollarından falan bahsetse: “Bu adam yararlıdır, onunla münakaşaya hacet yoktur” der geçerim. Ama öyle değil işte... adam düpedüz, su götürmez bir ifadeyle; şüphenin envai çeşidiniaklına sokmaya çalışıyor.

Geçenlerde ne oldu bilir misiniz?

Gelecek hakkında gerçeküstüde olsa planlar yapıp önümde beni bekleyen uçsuz bucaksız bir serüvenin neler getireceğini düşünerek kaldırım arşınlarken birden bire araya diriverdi.

Herifçioğlunun; her şey sendensonra, senden önce olduundan zerrekadar farksız olacak şekilde sözler sarfederek ehemmiyetim konusunda beni tedirgin etmeye başlaması bir yana, “Niye yaşıyorum ben!” sorusunu ardı ardına yüzlerce kez tekrar edip dilime dolanmasına sebeb oldu.

“Bir taş bırak gökyüzünden, yere düşmesi için senden başka birşeye ihtiyacıyok. Yıldırmlar çakar, gök gürler... güzelde bir yağmur yağmaz... manevi atmosferi tamamlayıcıbir son unsur lacivertle mavi dans etmeye başklar bakışlarını doğrulttuğun yerde yaşamı sürdürmek adına ; tüm olanların sen olmazsan olmayacağını düşünmek isteyerek kendini önemsemediğini anımsamak bile istemezsin. Oysa ki, tüm dahiyaneliğinin bir mezar taşı ve bir parça toprak sahibi olduğun zaman –kefenin bile çürümedenönce- suyun her zamanki gibi aktığını, gücüklerin her zamankinden belki daha coşkulu suratlara savrulduğunu, kuşların nedenini hiç bilmeyeceğin bin bir şevkle yine öttüğünüve insanların heyecanlandığını görmesi karşısında nasıl hüsrana uğradığına şahit olusunbelki tek tükü ağlar senin için insanların. Unutma: tek tükü. Ya sana ? gözyaşları kurur ve büyük ihtimal eskisinden daha rahat hayatlarını yaşamaya devam edrler. Ve... ne yazık ki sen yoksundur. Onlar... ve sen eski yine onlar vardır dünyada.

Alt üst olmuştum, bunlar söylenecek şey miydi allah aşkına... bu uğursuz her lafı kayıtsızca inkar edilse bile söylendiği andaki tesiriyle zihin bulandırmaya yetiyordu.iknci darbe bundan daha acı ve bir o kadar da ağır oldu. “Bir hayat yerle birdi artık.” Ayıp değil ya şair olmayı istemek; herkesin gerçekleşmesini arzuladığı parlak bir arzusu vardır nihayetinde. Ama bizim zestapaya kim anlatacak bunu. Başladı çene çalıştırmaya.

“Farklı mekanlarda , farklı havalarda, farklı yüzleri aydınlatıyor güneş. Aydınlatıyor ve sönüyor. Tupkı mekanların, havnın ve yüzlerin bir sonu olduğu gibi şairzaneliğinde bir sonu var. Bir bittiği yer var. Tüm güzelliklerin. Gerçekçiliğin beş parmağının – ki o parmaklarasla huzur verici ve sıcak olmadı- yüzlerde dolaştığını hissettiğin zaman biter kendi kendine oluşlar. Çnkü o zaman yaşamak demek hayat alemindenhayatta olamak için burukluk bile duymadan kurtulmak demektir.acı çekmek yalnızca haz duymaya hazın duyduğumuz zamanlar hatırladığımız basit bir kırbacın şaklaması değildir. Acı çekmek aynı zamanda koca bir kütlenin tekdüze dömesini engelleyen katı düstur ve galibi belirleyecek bir savaşta taraftarlardan birinin mutlak silahıdır. Bir hayat yaşamadan onun tüm akışını fotoğraflarla sağladığını söylemk affadilemez bir suçtur. Acı somutlaşır, şair somutlaşır,çileler somutlaşır... şairanelik utanarak özür dilemek yerine savaşmayı tercih ettiği acı ve çile karşısında her zaman hezimete uğrar.”

Âsâbım iyice bozulmuştu. Şeytan diyor ki... şeklinde başlayan bir yığın olasılığı peşi sıra değerlendirdim. Nâfile bu adam öyle bir şey ki atsan atılmaz satsan, imkanı yok, alınmaz. Tek çare bir biri ardına cümleler kurarak anlattığı ve beni etkilemek için sıraladığı düşüncelerini önemsememek . evet... Önemseönemsemeyeceğim, onun fikirlerini, hiçbir şekilde kâile almazsam laf tüketmelerinin boşa gittiğini anlayarak bir darbe yemiş olur. Muhakkak bir darbe...

Dediğimi yaptım ve onun fikirlerini önemsemez göründüm. Göründüm diyorum çünkü her zamankinden kuvvetli bir anlatımla silahlandığı için ister istemez bazı sualler gözümün önünde uçuşuyordu.

Şöyle böyle derken günler günleri geceler geceleri kovaladı vebizim herifçioğlununen kuvvetli çıkş yapması için gerekli boşluğun oluşmasına sebep olan olay hasıl oldu:

Bir cenâze... Anne tarafımdan uzak bir akrabanın cenâzesi. Altmışlık, orta boylu, şişmanca bir adam... Eceliyle ölmüş. Sık sık hasta bünyesini yoklayan kalp krizleri bu gece uykusunda yakalayıp nefessiz bırakmış onu. Ne de olsa ölüm bu, şakası olmayan, ürperten belki de nesneleri silen bir gerçek...

Ben ruh iklimide seyehat yaparım da herifçioğlu durur mu? Başladı senfoniye:

“ Bir çocuk görürsün oyun oynayan, sen de oynamışsındır küçükken; dövüşen iki insan görürsün o sinsi anını mutlaka yakalamışsındır. Ve, ölüm döşeğinde birini görürsün: güleni, oynayanı, koşanı, duranı, hoplayanı, zıplayanı, susanı, konuşanı, uçanı, kaçanı, kovalayanı, tutanı, tutulanı, getireni, götüreni ve hatta zevkten gebereni kıskanmazsın, o ölüm döşeğindeki şeytanla alışverişini bırakmış insanı kıskanırsın. Onun avuçlarını, içindeki ve ellerini sımsıkı tutan parmaklarını kıskanırsın. Hatta tırnaklarını bile... Onun duvardaki tablolara yahut bıraktığı güzelliklere bakarak tebessüm etmesi çileden çıkarır seni. Çünkü o mutludur. Mutlu ve daha da önemlisi hazır. Oysaki sen bırak hazır olmayı düşünmeye bile hazır değilsin. Hayallerin ne kadar dar... Rahat yaşamayı, hoşça vakit geçirmeyi, gününü gün etmeyi ve geride kalan mutsuzlukları bir omuz silkişle silerek ayaklarını daimâ ileri hayaliyle çalıştırmayı hayal saymak ne boş...

Uykudan uyanıp bakarsın etrafındaki kirliliği ifade eden sanatlara, üstelik şüpheli şüpheli bakarsın. Onlar ciddileşir ve seni üvey evlat, basit insan, hırsız çocuk yaparlar. Bakışları bir tek sana zengin adam muamelesiyle ateşlenir. Şakacı bir kuş topluluğundan belki onlar ( sana şaka yaptık diyerek oyunun içinde yer aldığını söylemelerini duymadan) Neden şakacı olduklarını bilmezsin. Neden? Sebep nedir buna? Şakacılar hiç umursamaz ve gerçekleri hiç bilmez olurlar diye mi?şapşaldırlar oysa. Yoluna yürümeyi ilerisini görmeyi bilmez ve bilmediklerini öğrenmeyi hiç istemezler. İşte tam o sırada onun karşısına çıkıp omuzunu teslim edersin. Kendini kime teslim ettiğini bilmemek yüzünden bir ordu sayısınca bize çarpıp da umursamayan şapşal maskesi takınmış surat vardır. Acaba? Ağladığını gizlemek, öleceğini bilmemek neden bu kadar çok rastlanan dramdır. Dram çehresinde olduğu için....

Sabır taşı çatlamış olsa gerek. Önceden kararlaştırdığım strateji tuzla buz olmuştu çoktan. Beşeri zâfiyetinde tezahürüyle feryadı bastım:

Ard arda sıraladığı saçmalıklardan aklımda yalnızca harflerin kaldığını, yaptıklarının çok olduğunu, beşeri dengemi sllsk bullak ettiğini filan söyledim.

Herifçioğlu anlamadı!.. Tekrar konuşmak uygun zaman, yalnızca susmamdı onun için.(...):

“Varlık sistematiğinin bir parçası olmaktan, sürdürmek kelimesinin an olumsuzve ağır şeklini bile yaşamaktan bıkmışsındır. Şekil vermez artık hiçbir niyet ve koku sende. Oysa daha düne kadar çocukluktan çıkıp bir yığın külfetin altına girmeden önce nasıl kolaydır her şey, tüm komikliklikler ve duygusal çehreler şekil verir sana; kokular ise çiçektir, kadındır. :nihayet yüzleşemez sendelersin. Ayak yopuğunda tam bir daire çizdikten sonra başladığın yere dönersin. Tuhaf... sen ne kadar büyük bir lokma için ağzını açmış açmış sindirim sistemini ona göre hazırlamıştın. Dünya hakkında yargılar koymadan önce eskiyi gömmek veya silmek bir fedakarlığa katlanamıyorsan, bu beyin boşa çırpınıyor, ayaklar beyhude adım atıyor demektir.”

Herifçioğlunun bu sözlerinden sonra bir daha hiç sesini duymadım; çıt çıkarmadı desem yeridir. Ama bir başkası, bir diğer herifçioğlu arayı fazla uzatmadan giriş konuşmasını yaptı. Bu seferki diğerinden çok farklıydı...

“İlim bir sonsuz ummandır. İnsanı anlamak temeli üzerine kurulmuş her icâdın çınlaması bu karanlık sınırlı denizde yalnızca bir ufak damlanın sesidir. . yaradılışın sırrını çözmek için yaratılmışların en değerlilerinin uğraşmaları ve sonuca ulaşmaları ve sonuca ulaşmakta bazı taban tabana zıt formüller üretmeleri gayet normaldir. Ve de zaruri... Kelimeler bireysel boyutla uçuşurken onları tutmak ve bir sıraya dizmek konuşurken de yapılan bir iş. Önemli olan çağrışım kıvılcımlarını harflerin meydana getirdiği bütünler üzerinde okuyanı sarsacak şekilde alevlemek ve onu kendisiyle yüzleşmekten korkmamaya çağırmaktır. Yeryüzü kimi yüce duyguların âbideleştiği, kimi çirkinliklerin en âdi tavrını takındığı bir yansımadır. Asıl olan ise yansımanın üstündeki bilinmeyen, anlaşılmayan her lisan ve ressam çırpınışlarıdır.”

Hep konuştu herifçioğulları, hep ağız yüklenin sahipliyini anlamaya çalıştılar. Onları ne kadar dışlasam ne kadar azarlasam ve ne kadar faydasız kılarsam kılayım beynimin çöreklendikleri kuytu bir köşesinde düşüncelerini hep savundular. Yok edilmez bir ikinci görüştü herifçioğlu ve benim içimde, benliğime kimsenin cesaret edemeyeceği sözlerle oynayan gizli güç.

Kendimizi dinlemeye hazır olduğumuz zaman aslında onları umutla bekleriz. Ve dinledikten sonra hiç de hoşnut olmayarak susmasını emrederiz. Susmayı...

Çünkü bir insan aslında kendinden öte herşey olabilir.

Sana bir öneri; herifçioğullarıyla tartışmak veya onların tenkitlerini dinlemek istemiyorsan yılan gözleriyle bak dünyaya... Ya da böcekler gibi yap; düşünme!