Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Guest-1.gif (18440 bytes)

kozakoza.gif (32461 bytes)

Guest-1.gif (18440 bytes)

ömer faruk ak

 

 

anasayfa.JPG (1504 bytes)

deneme.JPG (1413 bytes)

oyku.JPG (1291 bytes)

siir.JPG (1057 bytes)

inceleme.JPG (1518 bytes)

soylesi.JPG (1383 bytes)

bizler.JPG (1283 bytes)

irtibat.JPG (1316 bytes)

ziyaret.JPG (1882 bytes)

 


 

 

 

KORKAK ADAM İLE DEV MASALI

 

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ülkelerin birinde bir adam yaşarmış. Adam öyle korkak öyle korkakmış ki deme getsin. Adam korkaklıktan gece tuvalete dahi gidemez, hanımı götürür getirirmiş. Bir gün, on gün, yüz gün, yüz beş gün derken hanım bundan bıkmış usanmış. Yine birgün adamı tuvalete götürmüş, adam tuvalete girince hanım kaçmış amma gelmiş evin kapısını ardından kitlemiş. “Her gün her gün bıktım yahu biraz gece karanlığına alışsın” demiş. Adam bir bakmış ki hanım yanında yok. Korkudan pür telaş koşmuş gelmiş kapının önüne, “Hanım aç kapıyı öldüm ha, korkuyom ha!” Yok... Hanım kapıyı açmamış. Adam yalvarmış yakarmış, iyi söylemiş, kötü söylemiş yok. Hanım kapıyı açmamış. Adam en sonunda dayanamamış “Bak arvat evden giderim, terk-i diyar ederim, arar bulamazsın.” Kadın, “Hıh” demiş “Korkudan tuvaletine gidemeyen adam terk-i diyar edici de kimse duymeci”demiş. Adam “Ulan madem öyleyse” demiş, amma evden çıkmış. Evden çıkarken de cebine biraz kül bir de yumurta koymuş.

Neyse adam az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, gece yarısı ne kadar gittiğini bilmiyor tabii. Vara vara bir ormana varmış. “Ulan şuraya bir yere yatsam da dinlensem” demiş amma, “Şuraya yatsam kurt gelir, buraya yatsam ayı gelir” düşüncesiyle korkudan yatacak bir yer bulamamış. En sonunda, “Ulan en iyisi şu kayanın başına çıkıp yatayım en güvenilir yer burası olur” demiş. Neyse kayanın başına çıkıp yatmış. Ulan neyse gece uykusunun arasında kaya sallanmaya başlamış. Adam gözlerini üfeleyerek kalkmış, altındaki kayaya bir bakmış ki bir de ne görsün? Altındaki bir kaya değil de bir devmiş taman. Dev homurdanarak “Ulan burnuma bir insan kokusu geliyor” demiş amma bir silkelenmiş, adam pat diye yere düşmüş. Dev tabi iştahlı iştahlı, “Ey insanoğlu, epeydir de insan etine hasret kalmıştım seni bana Allah gönderdi gel bakalım gel” demiş. Adam titrek bir sesle, “Dev kardeş beni yiyeceksin yemeye amma benim birkaç maharetim var onları göstereyim de ondan sonra ye” demiş. Dev, “Neymiş bakalım maharetin yap da bir göreyim” demiş. Adam, “Sen yerden bir taş al da at bakalım ne kadar uzağa gidiyor?” demiş. Neyse dev yerden bir taş almış, bir fırlatmış amma taş o hızla gözden kaybolup gitmiş. Adam, “Bir de bana bak bakalım” demiş. Cebinden külü deve göstermeden eline almış yerden de bir taş alıyormuş gibi yapmış külü bir savurmuş amma kül toz duman olmuş. Dev, “N’oldu insanoğlu taş nereye gitti?” demiş. Adam, “N’olacak seninki gibi tüstüm gitmedi hızından kül oldu” demiş. “Öyle taş mı atılır ulan?” demiş Dev “Allah! Allah!” demiş şaşkın şaşkın. Adam hemen diğer marifetine geçmiş. “Dev kardeş yerden bir taş al da sık bakalım ne kadar su çıkaracaksın?” demiş. Dev yerden bir taş almış amma sıkmış sıkmış zar zor bir damla su çıkarmış. Adam “Bir de bana bak bakalım” demiş. Cebinden yumurtayı deve göstermeden çıkarmış yerden bir taş alıyormuş gibi yapmış amma yumurtayı bir sıkmış “Tut elini altına tut tut!” demiş. Dev elini altına tutmuş amma eli suyunan dopdolu olmuş. Neyse dev bunları görünce korkudan ürpermiş, neye uğradığını şaşırmış, tir tir titremeye başlamış. “Ulan bu neci?” demiş. “Cüssesi güççücük amma bu ne guvvet böyle yav?” demiş amma korkmaya başlamış. “Ulan insanoğlu!” demiş, “Benim başka arkadaşlarım da var gel seni onlara götüreyim onlarınan da tanış” demiş. Adam çalımlı çalımlı, “Yok, ben uzak yoldan geldim yorgunum zaten sırtına alıp götürürsen giderim” demiş. Dev adamı sırtına almış amma “Haydi gidek” demiş. Neyse adam devin sırtına binmiş, şapkasındaki çuvaldızı çıkarmış devin boynuna dürtmüş, kıvırmış, devin canı yanmış ama dev sesini çıkaramamış, son sürat öbür devlerin yanına varmışlar. “Gelin bakalım, gelin” demiş öbür devler. Bakmışlar ki bir adam “Ulan bu neci?” demişler. Dev, “Ulan bu insanoğlu bildiğiniz gibi değil, bana böyle böyle yaptı” demiş. Öbür devler “Get baba öyle şey mi olur?” demişler. Dev “Baba söylemesi benden adama değmeyin, dokunmayın” demiş.

Neyse o devlerin su aldıkları bir pınar varmış. Fakat pınardan her gün bir cere su alabiliyorlarmış. İki cere aldıkları zaman su kuruyormuş. Devlerin her gün biri sırasıyla o pınardan bir cere su getirir onu o gün içerlermiş. Yarın öbür dev gider getirir, o gün de onu içerlermiş. Bir de tepenin başında biraz ormanları varmış. Buradan da sırasıyla her gün bir dev, bir ağaç söker getirir o gün onu yakarlarmış. Öbür gün başka bir dev bir ağaç söker getirir o gün de onu yakarlarmış. Fakat iki ağaç söküp getirdikleri zaman orman biter diye iki ağaç söküp getiremezlermiş.

Neyse günler, haftalar, aylar olmuş. Öbür devler adamı getiren deve, “Ulan arkadaş, sen bu adamı getirdin bütün geçime ortak oldu. Söyle de bir su da kendi getirsin” demişler. Dev korka korka adamın yanına gelmiş, tabi korkudan direkmen de bir şey diyemiyor. “Ey insanoğlu kaç günden beri otura otura hiç sıkılmadın mı?” demiş. Adam çalımlı çalımlı “Eee sıkıldım n’olacak?” demiş. Dev titrek bir sesle, “Yaa şöyle bir çıksan dolaşsan gezsen aşağıya doğru, işte orada bir pınarımız var gidip ordan bir su içsen gelirken de bir cere su alıp gelsen de içsek.” demiş. Adam “Olmaz öyle” demiş. Dev, “Ya nasıl olur? Getirin şu cerelerin hepsini getirin dolduruverip geleyim de bir hafta içek her gün her gün su mu getirilir ulan” demiş. Havalı havalı çalım atmış devlere. Öbür devler hemen itiraz etmişler “Aman ha etme getme hepsini doldurup getirirsen su kurur susuz kalırık” demişler. Adam işi garantiye aldı ya “Yok” demiş “Getirin” biraz zor eder amma devler cereleri getirmemişler böylece işten kurtulmuş. Neyse aradan üç beş gün geçmiş öbür devler adamı getiren deve “Ulan şu adamı gönder de hiç olmazsa bir ağaç söküp getirsin de yakak” demişler neyse dev ,utana sıkıla adamın yanına gelmiş “Yaa insan oğlu kaç aydır otura otura hiç sıkılmadın mı?”demiş. Adam yine çalımlı çalımlı “Eee sıkıldım n’olacak” demiş. “Yaa şöyle bir çıkıp dolaşsan işte orda bir ormanımız var gelirken de bir ağaç söküp getirsen de yaksak.”demiş. Adam “Olmaz öyle” demiş. Dev “Ya nasıl olur?Getirin şu iplerin hepsini getirin”demiş. Havalı havalı çalım satmış devlere.Neyse devler ipleri getirmişler, adam ipleri almış amma sürüye sürüye zar zor ormana varmış. Bu ipleri birbirine ulamış. İpin bir ucunu ormanın kenarında bir ağaca bağlamış, öbür ucunu da ormanın etrafına boydan boya dolamış getirmiş, yine aynı ağaca bağlamış. Tabi bu arada devler bu adam ne yapacak diye bir gayanın arkasından adamı seyrederlermiş. Neyse adam ipi getirip bir ağaca bağlayınca devler merak edip koşup gelmişler adamın yanına, “Ne yapıyon baba sen?” demişler adama. Adam, “Ulan her gün her gün oduna mı gidilir, ipin şurasından tutup çekip ağaçların hepsini eve götüreyim, bol bol yakak”demiş. Devler, “Aman ha dur getirme sen ormanı kurutacaksın” demişler. Adam işi garantiye aldı ya, “Yok” demiş. “Bırakın çekip eleteyim hepsini” Devler ısrar etmiş, “Dur insanoğlu sen git yat, biz odunu getiririk” demişler. Adam o işten de böylece kurtulmuş. Neyse aradan zaman geçmiş. Tabi öbür devler adamın gücünü görmediler ya bu adamdan şüphe etmeye başlamışlar. Aralarında konuşmuşlar “Gel şuna bir yarış düzenliyek, bakalım gerçekten mi güçlü yoksa bize hava mı atıyor?” demişler. Tabi bu arada adam onları gizli gizli dinliyormuş. Neyse devler nasıl bir yarışma düzenliyek derken biri “Şuradan aşağıya atlıyak toprağa kim daha çok batarsa o güçlü olsun” demiş. “Tamam” demişler. Neyse devi göndermişler adamın yanına, dev utana sıkıla adamın yanına gelmiş. “İnsanoğlu arkadaşlar böyle böyle bir yarışma düzenlemek istiyor, ne dersin?” demiş. Adam çalımlı çalımlı “Tamam, düzenlerik.” demiş. “Ama şimdi yorgunum siz işinize gücünüze gidin akşam dönüşte yaparık” demiş. Neyse devler dağılmışlar ama adam kazmayı küreği çekmiş atlayacakları yere bir çukur kazmış. Çukurun ağzını da iyice örtmüş. Neyse akşam olmuş devler gelmişler. Adam çalımlı çalımlı “Gelin bakalım buraya gelin sıraya dizilin, bana yarış teklif ediyordunuz.”demiş.Neyse devler sıraya geçmişler. Adam, “İlk önce ben atlayacağım rahatsızım zaten gidip yatacağım” demiş. Devler, “Tamam” demişler. Adam bir atlamış çukurun üstüne taa bağrına kadar gömülmüş. Neyse devler de atlamışlar, fakat devler en fazla topuklarına kadar gömülmüşler. Devler şaşkın bir vaziyette, “ Allah Allah ulan bu insanoğlu dediğinden de betermiş” demişler.

Neyse aradan aylar günler geçmiş devler kafa kafaya vermişler “Ulan bunu başımızdan nasıl etsek de göndersek.” diye düşünürlerken devin biri , “Bu adamı inin en alt katına yatırak. O uyurken biz de su kaynatak pencereden döküp haşlayalım ve sabah kahvaltısını da onunla yapalım.” demiş. “Tamam .” demişler. Adam gece yatarken dışarıdan ayak sesleri gürültü patırtı geliyormuş. Pencereden bakmış ki ne görsün devler pür telaş kimi su getiriyor kimi odun getiriyor, kimi ateş yakıyor. Adam hayretle devleri seyrederken pencereden kaynar su dökülmeye başlamış. Adam “Eyvah beni yakacaklar.“demiş, amma oda da duvarın yüzünde yüksek bir taka varmış, hemen onun üstüne çıkmış yatmış. Devler bu arada hesap ediyorlarmış. İşte adamın boyu şu kadar oraya kadar su doldurursak adam haşlanır, biz de sabah güzel bir kahvaltı yaparız diyorlarmış Neyse suyu doldurmuş, yatmışlar, sabah olmuş. Adam uyanmış bakmış ki; odadaki su çekilmiş oralarda gölek gölek birazcık su kalmış. Adam aşağıya inmiş, kapının ağzına dikilmiş. Tabi bu arada devler iştahlı iştahlı kapının önüne gelmişler. Kapıyı bir açmışlar ki ne görsünler, insanoğlu dimdik ayakta. “ Allah Allah!” demişler şaşkın şaşkın. Adam alaylı alaylı “Yahu bu gün hava biraz sıcaktı herhalde işte şu kadar terlemişim” demiş. Devler şaşkın şaşkın birbirlerine bakarak, yahu biz adamı haşladık sanıyoruz adam daha yeni terlemiş ulan buna ilaç almaz.” demişler, amma geri dönmüşler, adamı getiren devi yakalamışlar. “Ulan bu adamı başımızdan ne edersen et, def et” demişler. Neyse dev, adamın yanına yine ezik büzük gelmiş, “Ey insanoğlu senin evin barkın yok mu?”demiş. Adam çalımlı çalımlı “Var” demiş. “Çoluk çocuğun yok mu?”demiş. Yine aynı tavır, “Var ” demiş. “Yaa onları hiç özlemedin mi?” “Özledim ne olacak?” “Yaa işte gitsen görsen çocuklarını ne ediyorlar, ne yapıyorlar.” Adam “Olmaz gidesim yok” demiş. “Ulan etme getme evine git işte”demiş. Adam “Tamam” demiş. “Eğer hepiniz birer heybe altın verir, biriniz de beni sırtına alır götürürse giderim, yoksa gitmem zaten hastayım” demiş. Tabi devler birer heybe değil beşer heybe istese verecekler, yeter ki başlarından gitsin. Hemen birer heybe altını getirmişler devin sırtına yüklemişler adamı da sırtına bindirmişler devinen adam evin yolunu ellerine almışlar. Şöyle biraz uzaklaşınca adam yine şapkasından çuvaldızı çıkarmış, amma devin boynuna dürtmüş, kıvırmış. Devin canı yanıyor amma sesini çıkaramıyormuş. Son sürat adamın evine gelmişler. Adam deve “Yat bakalım” demiş. Dev yatmış. “Şimdi usulca heybelerinin altından çık bakalım”demiş. Kendi heybeleri kaldıramayacak ya, neyse dev heybelerin altından çıkmış. Adam hanıma seslenmiş. “Hanım çabuk torba getir, çuval getir, şu altınları yukarı çekek” demiş. Adam deve dönmüş “Ulan dev kardeş bunca arkadaşlığımız oldu gel bir kahvemizi iç de ondan sonra get” demiş. Dev “Amman haa beni evden bekliyorlar, hemen gitmem lazım” demiş, amma adam peşime tekrar takılır diye arkasına da bakmadan son sürat uzaklaşmış. Dev böyle son sürat, pür telaş giderken, dilki paşa dikili düşmüş devin karşısına “Ulan dur bir hele, ne bu acele, ne bu telaş, hele dur bir soluklan derdini anlat” demiş. Dev, “Ulan dilki, çekil başımdan parçalarım seni, bak başımda zaten çok büyük bir bela var” “Ulan hele anlat bakalım bu nasıl bir belaymış” Dev, “Ulan bir insanoğluna rastladım bana böyle böyle etti” demiş. Dilki bir kahkaha atmış. “De get bre ulan, yalan söyleme ben o adamın kapısının önünden her gün tavuğunu çalarım, bana çıkıp da ne ediyon diyemez” demiş. “Gel seni götüreyim altınlarını geri alak” demiş. “Yok ulan beni tuzağa düşürme.” “Baba gel”demiş, Israr etmiş dilki. “Ulan dilki, bak ben sana güvenmem, sen beni tuzağa düşürürsün” demiş Neyse dilki ısrar edince dev, “Tamam kuyruğunu ayağıma bağlarım, önüme de düşer gidersen giderim” demiş. “Tamam baba istersen ipinen de bağla” demiş dilki, kendinden emin bir vaziyette. Neyse dev dilkinin kuyruğunu ayağına bağlamış, önüne de düşürmüş amma evin yolunu tutmuşlar. Eve yaklaşınca, adam bir bakmış ki dilki devinen geliyor, “Eyvah dilki foyayı ortaya çıkaracak”demiş. Hemen adam dilkiden önce davranmış amma, “Ulan dilki kardeş, sen sözüne ne kadar sadık adammışsın, babayın ölmeden önce bana bir dev borcu vardı, onu mu getirdin? Vay sen sağolasın” demiş. Amma dev bunu duyar duymaz geri dönmüş, kaça kaça evine varmış. Tabii dilki de ayğında o taştan o taşa çarpa çarpa parça parça olmuş. Dev eve vardığında devin ayağında da sadece kuyruğu kalmış. Öbür devler hemen sormuşlar, “Ulan bu ne telaş, bu ayağındaki ne ki” demişler. “Ulan bir dilki beni tuzağa düşürmüyor muydu?” demiş. “Ben de ondan kaçtım” demiş. Devler insanoğlundan böylece kurtulmuşlar ve bundan sonra mutlu bir şekilde yaşmışlar.*

 

-------------------------

* Bu masal, 24. 08. 2000 tarihinde Adana ili Saimbeyli ilçesine bağlı Değirmenciuşağı Köyü’nde ikamet etmekte olan 1965 doğumlu, lise mezunu Mustafa Büyükteke’den derlenmiştir.