|
|
|
ömer faruk ak |
||
KORKAK ADAM İLE DEV MASALI Bir
varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken
pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ülkelerin
birinde bir adam yaşarmış. Adam öyle korkak öyle korkakmış ki deme getsin. Adam
korkaklıktan gece tuvalete dahi gidemez, hanımı götürür getirirmiş. Bir gün, on
gün, yüz gün, yüz beş gün derken hanım bundan bıkmış usanmış. Yine birgün
adamı tuvalete götürmüş, adam tuvalete girince hanım kaçmış amma gelmiş evin
kapısını ardından kitlemiş. “Her gün her gün bıktım yahu biraz gece
karanlığına alışsın” demiş. Adam bir bakmış ki hanım yanında yok. Korkudan
pür telaş koşmuş gelmiş kapının önüne, “Hanım aç kapıyı öldüm ha,
korkuyom ha!” Yok... Hanım kapıyı açmamış. Adam yalvarmış yakarmış, iyi
söylemiş, kötü söylemiş yok. Hanım kapıyı açmamış. Adam en sonunda
dayanamamış “Bak arvat evden giderim, terk-i diyar ederim, arar bulamazsın.”
Kadın, “Hıh” demiş “Korkudan tuvaletine gidemeyen adam terk-i diyar edici de
kimse duymeci”demiş. Adam “Ulan madem öyleyse” demiş, amma evden çıkmış.
Evden çıkarken de cebine biraz kül bir de yumurta koymuş. Neyse
adam az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, gece yarısı ne kadar gittiğini
bilmiyor tabii. Vara vara bir ormana varmış. “Ulan şuraya bir yere yatsam da
dinlensem” demiş amma, “Şuraya yatsam kurt gelir, buraya yatsam ayı gelir”
düşüncesiyle korkudan yatacak bir yer bulamamış. En sonunda, “Ulan en iyisi şu
kayanın başına çıkıp yatayım en güvenilir yer burası olur” demiş. Neyse
kayanın başına çıkıp yatmış. Ulan neyse gece uykusunun arasında kaya sallanmaya
başlamış. Adam gözlerini üfeleyerek kalkmış, altındaki kayaya bir bakmış ki bir
de ne görsün? Altındaki bir kaya değil de bir devmiş taman. Dev homurdanarak “Ulan
burnuma bir insan kokusu geliyor” demiş amma bir silkelenmiş, adam pat diye yere
düşmüş. Dev tabi iştahlı iştahlı, “Ey insanoğlu, epeydir de insan etine hasret
kalmıştım seni bana Allah gönderdi gel bakalım gel” demiş. Adam titrek bir sesle,
“Dev kardeş beni yiyeceksin yemeye amma benim birkaç maharetim var onları göstereyim
de ondan sonra ye” demiş. Dev, “Neymiş bakalım maharetin yap da bir göreyim”
demiş. Adam, “Sen yerden bir taş al da at bakalım ne kadar uzağa gidiyor?” demiş.
Neyse dev yerden bir taş almış, bir fırlatmış amma taş o hızla gözden kaybolup
gitmiş. Adam, “Bir de bana bak bakalım” demiş. Cebinden külü deve göstermeden
eline almış yerden de bir taş alıyormuş gibi yapmış külü bir savurmuş amma kül
toz duman olmuş. Dev, “N’oldu insanoğlu taş nereye gitti?” demiş. Adam,
“N’olacak seninki gibi tüstüm gitmedi hızından kül oldu” demiş. “Öyle taş
mı atılır ulan?” demiş Dev “Allah! Allah!” demiş şaşkın şaşkın. Adam
hemen diğer marifetine geçmiş. “Dev kardeş yerden bir taş al da sık bakalım ne
kadar su çıkaracaksın?” demiş. Dev yerden bir taş almış amma sıkmış sıkmış
zar zor bir damla su çıkarmış. Adam “Bir de bana bak bakalım” demiş. Cebinden
yumurtayı deve göstermeden çıkarmış yerden bir taş alıyormuş gibi yapmış amma
yumurtayı bir sıkmış “Tut elini altına tut tut!” demiş. Dev elini altına
tutmuş amma eli suyunan dopdolu olmuş. Neyse dev bunları görünce korkudan ürpermiş,
neye uğradığını şaşırmış, tir tir titremeye başlamış. “Ulan bu neci?”
demiş. “Cüssesi güççücük amma bu ne guvvet böyle yav?” demiş amma korkmaya
başlamış. “Ulan insanoğlu!” demiş, “Benim başka arkadaşlarım da var gel seni
onlara götüreyim onlarınan da tanış” demiş. Adam çalımlı çalımlı, “Yok,
ben uzak yoldan geldim yorgunum zaten sırtına alıp götürürsen giderim” demiş. Dev
adamı sırtına almış amma “Haydi gidek” demiş. Neyse adam devin sırtına
binmiş, şapkasındaki çuvaldızı çıkarmış devin boynuna dürtmüş, kıvırmış,
devin canı yanmış ama dev sesini çıkaramamış, son sürat öbür devlerin yanına
varmışlar. “Gelin bakalım, gelin” demiş öbür devler. Bakmışlar ki bir adam
“Ulan bu neci?” demişler. Dev, “Ulan bu insanoğlu bildiğiniz gibi değil, bana
böyle böyle yaptı” demiş. Öbür devler “Get baba öyle şey mi olur?”
demişler. Dev “Baba söylemesi benden adama değmeyin, dokunmayın” demiş. Neyse
o devlerin su aldıkları bir pınar varmış. Fakat pınardan her gün bir cere su
alabiliyorlarmış. İki cere aldıkları zaman su kuruyormuş. Devlerin her gün biri
sırasıyla o pınardan bir cere su getirir onu o gün içerlermiş. Yarın öbür dev
gider getirir, o gün de onu içerlermiş. Bir de tepenin başında biraz ormanları
varmış. Buradan da sırasıyla her gün bir dev, bir ağaç söker getirir o gün onu
yakarlarmış. Öbür gün başka bir dev bir ağaç söker getirir o gün de onu
yakarlarmış. Fakat iki ağaç söküp getirdikleri zaman orman biter diye iki ağaç
söküp getiremezlermiş. Neyse
günler, haftalar, aylar olmuş. Öbür devler adamı getiren deve, “Ulan arkadaş, sen
bu adamı getirdin bütün geçime ortak oldu. Söyle de bir su da kendi getirsin”
demişler. Dev korka korka adamın yanına gelmiş, tabi korkudan direkmen de bir şey
diyemiyor. “Ey insanoğlu kaç günden beri otura otura hiç sıkılmadın mı?”
demiş. Adam çalımlı çalımlı “Eee sıkıldım n’olacak?” demiş. Dev titrek
bir sesle, “Yaa şöyle bir çıksan dolaşsan gezsen aşağıya doğru, işte orada bir
pınarımız var gidip ordan bir su içsen gelirken de bir cere su alıp gelsen de
içsek.” demiş. Adam “Olmaz öyle” demiş. Dev, “Ya nasıl olur? Getirin şu
cerelerin hepsini getirin dolduruverip geleyim de bir hafta içek her gün her gün su mu
getirilir ulan” demiş. Havalı havalı çalım atmış devlere. Öbür devler hemen
itiraz etmişler “Aman ha etme getme hepsini doldurup getirirsen su kurur susuz
kalırık” demişler. Adam işi garantiye aldı ya “Yok” demiş “Getirin” biraz
zor eder amma devler cereleri getirmemişler böylece işten kurtulmuş. Neyse aradan üç
beş gün geçmiş öbür devler adamı getiren deve “Ulan şu adamı gönder de hiç
olmazsa bir ağaç söküp getirsin de yakak” demişler neyse dev ,utana sıkıla
adamın yanına gelmiş “Yaa insan oğlu kaç aydır otura otura hiç sıkılmadın
mı?”demiş. Adam yine çalımlı çalımlı “Eee sıkıldım n’olacak” demiş.
“Yaa şöyle bir çıkıp dolaşsan işte orda bir ormanımız var gelirken de bir
ağaç söküp getirsen de yaksak.”demiş. Adam “Olmaz öyle” demiş. Dev “Ya
nasıl olur?Getirin şu iplerin hepsini getirin”demiş. Havalı havalı çalım satmış
devlere.Neyse devler ipleri getirmişler, adam ipleri almış amma sürüye sürüye zar
zor ormana varmış. Bu ipleri birbirine ulamış. İpin bir ucunu ormanın kenarında bir
ağaca bağlamış, öbür ucunu da ormanın etrafına boydan boya dolamış getirmiş,
yine aynı ağaca bağlamış. Tabi bu arada devler bu adam ne yapacak diye bir gayanın
arkasından adamı seyrederlermiş. Neyse adam ipi getirip bir ağaca bağlayınca devler
merak edip koşup gelmişler adamın yanına, “Ne yapıyon baba sen?” demişler adama.
Adam, “Ulan her gün her gün oduna mı gidilir, ipin şurasından tutup çekip
ağaçların hepsini eve götüreyim, bol bol yakak”demiş. Devler, “Aman ha dur
getirme sen ormanı kurutacaksın” demişler. Adam işi garantiye aldı ya, “Yok”
demiş. “Bırakın çekip eleteyim hepsini” Devler ısrar etmiş, “Dur insanoğlu
sen git yat, biz odunu getiririk” demişler. Adam o işten de böylece kurtulmuş. Neyse
aradan zaman geçmiş. Tabi öbür devler adamın gücünü görmediler ya bu adamdan
şüphe etmeye başlamışlar. Aralarında konuşmuşlar “Gel şuna bir yarış
düzenliyek, bakalım gerçekten mi güçlü yoksa bize hava mı atıyor?” demişler.
Tabi bu arada adam onları gizli gizli dinliyormuş. Neyse devler nasıl bir yarışma
düzenliyek derken biri “Şuradan aşağıya atlıyak toprağa kim daha çok batarsa o
güçlü olsun” demiş. “Tamam” demişler. Neyse devi göndermişler adamın
yanına, dev utana sıkıla adamın yanına gelmiş. “İnsanoğlu arkadaşlar böyle
böyle bir yarışma düzenlemek istiyor, ne dersin?” demiş. Adam çalımlı çalımlı
“Tamam, düzenlerik.” demiş. “Ama şimdi yorgunum siz işinize gücünüze gidin
akşam dönüşte yaparık” demiş. Neyse devler dağılmışlar ama adam kazmayı
küreği çekmiş atlayacakları yere bir çukur kazmış. Çukurun ağzını da iyice
örtmüş. Neyse akşam olmuş devler gelmişler. Adam çalımlı çalımlı “Gelin
bakalım buraya gelin sıraya dizilin, bana yarış teklif ediyordunuz.”demiş.Neyse
devler sıraya geçmişler. Adam, “İlk önce ben atlayacağım rahatsızım zaten gidip
yatacağım” demiş. Devler, “Tamam” demişler. Adam bir atlamış çukurun üstüne
taa bağrına kadar gömülmüş. Neyse devler de atlamışlar, fakat devler en fazla
topuklarına kadar gömülmüşler. Devler şaşkın bir vaziyette, “ Allah Allah ulan
bu insanoğlu dediğinden de betermiş” demişler. Neyse
aradan aylar günler geçmiş devler kafa kafaya vermişler “Ulan bunu başımızdan
nasıl etsek de göndersek.” diye düşünürlerken devin biri , “Bu adamı inin en
alt katına yatırak. O uyurken biz de su kaynatak pencereden döküp haşlayalım ve
sabah kahvaltısını da onunla yapalım.” demiş. “Tamam .” demişler. Adam gece
yatarken dışarıdan ayak sesleri gürültü patırtı geliyormuş. Pencereden bakmış
ki ne görsün devler pür telaş kimi su getiriyor kimi odun getiriyor, kimi ateş
yakıyor. Adam hayretle devleri seyrederken pencereden kaynar su dökülmeye başlamış.
Adam “Eyvah beni yakacaklar.“demiş, amma oda da duvarın yüzünde yüksek bir taka
varmış, hemen onun üstüne çıkmış yatmış. Devler bu arada hesap ediyorlarmış.
İşte adamın boyu şu kadar oraya kadar su doldurursak adam haşlanır, biz de sabah
güzel bir kahvaltı yaparız diyorlarmış Neyse suyu doldurmuş, yatmışlar, sabah
olmuş. Adam uyanmış bakmış ki; odadaki su çekilmiş oralarda gölek gölek birazcık
su kalmış. Adam aşağıya inmiş, kapının ağzına dikilmiş. Tabi bu arada devler
iştahlı iştahlı kapının önüne gelmişler. Kapıyı bir açmışlar ki ne
görsünler, insanoğlu dimdik ayakta. “ Allah Allah!” demişler şaşkın şaşkın.
Adam alaylı alaylı “Yahu bu gün hava biraz sıcaktı herhalde işte şu kadar
terlemişim” demiş. Devler şaşkın şaşkın birbirlerine bakarak, yahu biz adamı
haşladık sanıyoruz adam daha yeni terlemiş ulan buna ilaç almaz.” demişler, amma
geri dönmüşler, adamı getiren devi yakalamışlar. “Ulan bu adamı başımızdan ne
edersen et, def et” demişler. Neyse dev, adamın yanına yine ezik büzük gelmiş,
“Ey insanoğlu senin evin barkın yok mu?”demiş. Adam çalımlı çalımlı “Var”
demiş. “Çoluk çocuğun yok mu?”demiş. Yine aynı tavır, “Var ” demiş. “Yaa
onları hiç özlemedin mi?” “Özledim ne olacak?” “Yaa işte gitsen görsen
çocuklarını ne ediyorlar, ne yapıyorlar.” Adam “Olmaz gidesim yok” demiş.
“Ulan etme getme evine git işte”demiş. Adam “Tamam” demiş. “Eğer hepiniz
birer heybe altın verir, biriniz de beni sırtına alır götürürse giderim, yoksa
gitmem zaten hastayım” demiş. Tabi devler birer heybe değil beşer heybe istese
verecekler, yeter ki başlarından gitsin. Hemen birer heybe altını getirmişler devin
sırtına yüklemişler adamı da sırtına bindirmişler devinen adam evin yolunu
ellerine almışlar. Şöyle biraz uzaklaşınca adam yine şapkasından çuvaldızı
çıkarmış, amma devin boynuna dürtmüş, kıvırmış. Devin canı yanıyor amma
sesini çıkaramıyormuş. Son sürat adamın evine gelmişler. Adam deve “Yat
bakalım” demiş. Dev yatmış. “Şimdi usulca heybelerinin altından çık
bakalım”demiş. Kendi heybeleri kaldıramayacak ya, neyse dev heybelerin altından
çıkmış. Adam hanıma seslenmiş. “Hanım çabuk torba getir, çuval getir, şu
altınları yukarı çekek” demiş. Adam deve dönmüş “Ulan dev kardeş bunca
arkadaşlığımız oldu gel bir kahvemizi iç de ondan sonra get” demiş. Dev “Amman
haa beni evden bekliyorlar, hemen gitmem lazım” demiş, amma adam peşime tekrar
takılır diye arkasına da bakmadan son sürat uzaklaşmış. Dev böyle son sürat, pür
telaş giderken, dilki paşa dikili düşmüş devin karşısına “Ulan dur bir hele, ne
bu acele, ne bu telaş, hele dur bir soluklan derdini anlat” demiş. Dev, “Ulan dilki,
çekil başımdan parçalarım seni, bak başımda zaten çok büyük bir bela var”
“Ulan hele anlat bakalım bu nasıl bir belaymış” Dev, “Ulan bir insanoğluna
rastladım bana böyle böyle etti” demiş. Dilki bir kahkaha atmış. “De get bre
ulan, yalan söyleme ben o adamın kapısının önünden her gün tavuğunu çalarım,
bana çıkıp da ne ediyon diyemez” demiş. “Gel seni götüreyim altınlarını geri
alak” demiş. “Yok ulan beni tuzağa düşürme.” “Baba gel”demiş, Israr etmiş
dilki. “Ulan dilki, bak ben sana güvenmem, sen beni tuzağa düşürürsün” demiş
Neyse dilki ısrar edince dev, “Tamam kuyruğunu ayağıma bağlarım, önüme de
düşer gidersen giderim” demiş. “Tamam baba istersen ipinen de bağla” demiş
dilki, kendinden emin bir vaziyette. Neyse dev dilkinin kuyruğunu ayağına bağlamış,
önüne de düşürmüş amma evin yolunu tutmuşlar. Eve yaklaşınca, adam bir bakmış
ki dilki devinen geliyor, “Eyvah dilki foyayı ortaya çıkaracak”demiş. Hemen adam
dilkiden önce davranmış amma, “Ulan dilki kardeş, sen sözüne ne kadar sadık
adammışsın, babayın ölmeden önce bana bir dev borcu vardı, onu mu getirdin? Vay sen
sağolasın” demiş. Amma dev bunu duyar duymaz geri dönmüş, kaça kaça evine
varmış. Tabii dilki de ayğında o taştan o taşa çarpa çarpa parça parça olmuş.
Dev eve vardığında devin ayağında da sadece kuyruğu kalmış. Öbür devler hemen
sormuşlar, “Ulan bu ne telaş, bu ayağındaki ne ki” demişler. “Ulan bir dilki
beni tuzağa düşürmüyor muydu?” demiş. “Ben de ondan kaçtım” demiş. Devler
insanoğlundan böylece kurtulmuşlar ve bundan sonra mutlu bir şekilde yaşmışlar.* ------------------------- * Bu masal, 24. 08. 2000
tarihinde Adana ili Saimbeyli ilçesine bağlı Değirmenciuşağı Köyü’nde ikamet
etmekte olan 1965 doğumlu, lise mezunu Mustafa Büyükteke’den derlenmiştir.
|