|
|
|
mine arslan |
||
SUYUN TADI
Su;
çağıldayan ırmaklar, şırıl şırıl akan şelaleler... Kısaca hayattır su. Yaşamımızın
her alanında önemlidir su. Onunla arınırız maddi ve manevi pisliklerden, onunla
berraklaşırız, onunla mutlu oluruz. Onun akışı gibidir ömrümüzün akışı. Bazen
ilkbahar yağmurlarıyla çoğalıp yazın yakıcı sıcakların etkisiyle azalan nehirler
gibi. Bazen uzun, bazen kısa; bazen derin, bazen yüzeysel... Suyun
literatürdeki tanımı ise şöyledir: "Normal sıcaklık ve basınç altında
sıvı halde bulunan, her molekülü bir oksijen ile iki hidrojen (ağır ya da hafif)
atomundan oluşan, renksiz, kokusuz, tatsız madde." Evet,suyun
tanımı bu; renksiz, kokusuz, tatsız... Acâba
gerçekten de öyle midir? Gerçekten de renksiz midir, kokusuz ya da tatsız mıdır? Suyun
nasıl ki hayatımızın her alanında önemli bir yeri varsa, edebiyatımızda da su
vazgeçilmez bir ilham kaynağıdır. İşte burada canlanır su. Gerçek tadına, gerçek
kokusuna burada; edebiyatımızda, şiirimizde kavuşur. Su
sevgisine ve su motifine ilk önce, tarihte önemli bir yeri olan destanlarımızda
rastlıyoruz. Türklerin Yaratılış Destanında, suyun kudreti ve su sevgisi derin ve şiirli bir şekilde işlenmiştir. Destanda evrenin uçsuz bucaksız sularla kaplı olduğu, Tanrı'nın kadını sudan yarattığı anlatılır. Yunan
mitolojisindeki Venüs de sudan doğmuştur. Yaratılış destanındaki bu anlatım,
Venüs'ün doğuşunu andırır. Fakat ondan daha derin anlamlar taşır. Bu düşünüş,
Türk hayalinin en güzel görünüşlerindendir. Destandaki bu motif, kadını su içinde
düşünen önemli bir buluştur. Oğuz
Kağan Destanı’nda Gök, Dağ, Deniz adlı çocukların anası bir gölün ortasındaki
ağacın kavuğundan çıkmıştır. Oğuz
Kağan halka hitap ederken şu cümleleri sarfeder: "Daha
deniz, daha müren! (nehir)" Oğuz
Kağan'ın hedefi; milletini, ülkesini, büyük denizler, büyük ırmaklara kadar
genişletmektir. Oğuz Kağan'ın orduları da onun bu sözlerini kendilerine ilke
edinmiş, uzak denizlere kadar
ilerlemişlerdir. Uygur
Destanının Tanrı-Hükümdarları da, Selenge ve Tuğla gibi sularla çerçevelenmiş
kutlu topraklarda doğmuşlardır. Dede
Korkut kitâbında Salur Kazan suya hâber sorar ve onu över. "Kazan'ın önüne bir su geldi. Kazan der: Su hak yüzünü
görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim dedi. Görelim hanım nice haberleşti. Kazan
der: Çağıl
çağıl kayalardan çıkan su Ağaç
gemileri oynatan su Hasan
ile Hüseyin'in hasreti su Bağ
ve bostanın ziyneti su Âyişe
ile Fâtıma'nın bakışı su Koç
atların gelip içtiği su Kızıl
develerin gelip geçtiği su Ak
koyunların gelip çevresinde yattığı su Yurdumun
haberini biliyor musun söyle bana Kara başım kurban olsun suyum sana” Türkler
için su, nasıl güzel ve nasıl mukaddes bir hayat kaynağı ise; susuzluk da bir o
kadar derin bir felaket, bir o kadar ümitsizlik sebebidir Göç
Destanı’nda kutsal Yada Taşı’nı kaptıran Türklere susuzluk büyük bir ceza
olarak verilmiştir. Bundan dolayı da Türkler yurtlarından göç etmişlerdir. Türkler,
tarih boyunca büyük ve güzel sular gibi akmayı ve büyük sulara kadar ilerlemeyi
ülkü bilmiş, bundan dolayı da bu hayat kaynağına karşı derin bir sevgi
beslemişlerdir. İşte
bunun içinde su sevgisi ve su, hemen bütün destanlarda bir güzellik unsuru olarak
işlenmiştir. Suyun
kutsallığı, gerekliliği her yerde belirtilmiştir. Orhun Yazıtları’nda kutsal su
kaynakları anlatılır. Suların kirletilmesinden kaçınılır. Suyun ruhu, temiz
olmayan şeylerle kirletilmez. "...,
kul boldı. Kögmen yir sub idisiz kalmazun
tiyin Az Kırkız Budunug..." "...Kögmen'in
yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az Kırgız kavmini düzene sokup geldik..." Suyun
Anadolu folklorunda da önemli bir yeri vardır. Arılığın, saflığın, iyiliğin
simgesi sayılır. Anadolu'nun bir çok yerinde sular ve su kaynaklarıyla ilgili
çeşitli efsaneler anlatılır ve efsanelerdeki su kaynakları, çoğunlukla yanındaki
bir yatırın kerameti olarak ortaya çıkmıştır. Kutsal suyun üzerinden geçen
kişiyi büyü tutmaz. Yeni eve taşınırken ayna, mushaf ve su götürmek uğur getirir.
Doğumu kolaylaştırmak için gebe kadın, kolay doğum yapmış bir kadının avcundan
su içer. Gece ateşe su dökenin başına kötülük geleceğine inanılır. Güvey eve
girerken etrafına su serpmek uğurludur... Bu ve bunun gibi bir çok inanış Anadolu'nun
bazı yörelerinde hâlâ yaşamaktadır. Suyun
Anadolu folklorundaki en önemli özelliklerinden biri de insanı maddi ve manevi
kirlerinden arındırmasıdır. Su,
halk hikayelerinde ve folklorumuzda hayat verici, gençleştirip, güzelleştirici
özelliğe de sahiptir. Öyle ki "Âb-ı hayat" efsanesi halk hikayeleri ve
folklorumuza da girmiştir. Köroğlu
destanında anlatıldığına göre, Köroğlu avladığı kuşu bir gölde yıkarken kuş
canlanır; Köroğlu, bunu babasına haber vermeye gider. Geri döndüğünde göl bin
parçaya bölünmüş ve "Bingöl" olmuştur. Su
ile ilgili İslamiyette birçok mucize vardır: Hz.
Peygamber, sert taşa vurur vurmaz taştan şarıl şarıl sular akmaya başlamıştır.
Yine Hz. Peygamber, Sevük Gazasında susuz kalan askerlerine parmaklarından su akıtarak
askerlerin susuzluklarını gidermiştir. Hazreti İsmail bebekken annesi çölde susuz
kaldığında , onun topuğunu vurduğu yerden bugünkü zemzem suyu fışkırmıştır. Buraya
kadar Anadolu folklorunda, halk hikayelerinde ve dînî inanışlarda suya verilen
önemden bahsettik. Biraz da suyun nazımda kullanılışına bakalım. Halk
şiirinde doğanın bir parçası olarak suyun geniş yeri vardır. Aşağıdaki mâni de
suyu, suyla birlikte yâri ve yârin güzelliğini, aşığın yâre duyduğu büyük
sevgiyi anlatır. Aras
Aras han Aras Bingöl'den
kalkan Aras Yârim
suya gelince Su
verme çalkan Aras Yahya
Kemal'in dizelerinde de sulara, denize ince bir sesleniş vardır. "Bir
âlem-i hayale dalan âb uyanmasın." Ahmet
Hâşim ise: "Sarardı
cismimi bir muhteşem ridâ gibi âb” Su, en zengin şekliyle divan edebiyatında işlenmiştir. Divan edebiyatında âb (su), birçok yönlerden ele alınmış; çeşitli inanış, teşbih ve mecazlarla şiire konu olmuştur. Onda
her şeyden önce bir hayat vericilik söz konusudur. Tahrip edicilik, yakıcılık
özellikleriyle de bir tehlikedir. "Ateş-i
sûzan bulur gerçi sükûnet âbdan" Alaaddin
Fenâri Aşığın
gözü çeşme, gözyaşı ise akan bir sudur. Sevgilinin
gönlü taştır ve âşık bu taşı yumuşatmak için sürekli âb-ı revân (akan su)
olan gözyaşlarını kullanır. "Kaddine
karşı gözüm nicesi yaş dökmeye kim Demiş
ol serv-i revân âb-ı revânı
severem" Ahmet
Paşa Divan
şiirinde âb, temizleyicilik, güzelleştiricilik, rahatlatıcılık, geliştiricilik
özelliklerine de sahiptir. "Çıkdı
cân-ı nâtüvan şirin zülâlinden cüdâ Oldum
el kıssa rûh-ı ferhunde falinden cüdâ" Fûzûlî Çok
bulunduğu için değeri az olan su, ekmekle birlikte (âb u nan) bir cömertlik
sembolüdür. Toprakta bulunuşu alçak gönüllülük olarak ele alınır. Akıcılık
özelliğiyle sevgilinin saçına teşbih edilir. Yansıtma yönünden ayna ile benzeşir. Âb-ı
şor ya da şur (acı su), âşık sürekli acı acı akan gözyaşıyla sevgiliye
kavuşma hayali kurar. Âb,
aşığın aşk ile yanan gönlünü söndürmek için sürekli akar, ancak ateş hiç
sönmez. Âb-ı
hasret (hasret suyu), sevgilinin ayrılık ve hasret gözyaşıdır bu. "Âb-ı
hasret dökülür dîdelerimden” Hayâlî
Klasik Türk şiirinde sevgilinin ağzı, dudağı bengisudur. Âb-ı
hayat, ölmezlik suyudur. Damlaları sonsuz hayatı bağışlar, tatlıdır, lezzetlidir.
İlahi aşk anlamında tasavvufî bir sembol olarak kullanılır. "Âb-ı
hayat olmayacak kısmet ey gönül Bin
yıl gerekse Hızr ile seyr-i Skender et" Zeynep
Hâtun Yenişehirli
Avnî ise: "Ben
senin âb-ı hayat-ı lebinin tesnesiyim" Tâlib-i
çeşme-i hayvân isem insan değilim" diyerek sevgilinin dudağındaki hayat verici
özelliği söylemiştir. Su,
tasavvufta çeşitli kullanışların yanı sıra aynı zamanda evreni oluşturan dört
ögeden "anâsır-ı erbaa" dan biridir. Akıp
gitmesi özelliğiyle insan ömrü gibidir su. Ayrıca çeşitli kerâmetlere de sebeb
olmuştur. Parmağından su akıtmak Hz. Peygamberin mucizesidir. Su üzerinden yürüyüp
gitmek Hızır'ın, velilerin kerâmetidir. Tadı dolayısıyla su, sevgiliye
kavuşmadır. Akıp uzaklara gitmesi, sevgilinin âşığa karşı davranışıdır.
Servinin ayağının dibinden akan su,
tasavvufta kullar için şefâat dileyen Hz. Peygamberdir. Türk
edebiyatında ve divân şiirinde su ile ilgili eserlerin başında Fuzûli'nin meşhur
"Su Kasidesi" gelmektedir. Fuzûlî'nin
kasidesinde su öyle güzel, öyle mukaddes bir varlıktır ki onun niteliklerinden,
türlü nimetlerinden bahsedilir. Su, Hz. Peygamberin özellikleriyle birleştirilmiş ve
Hz. Peygamber övülmüştür. İşte
Fuzûlî'nin meşhur "Su Kasidesi"nden bazı beyitler; "Âb-gûndur
günbed-i devvâr rengi bilmezem Ya
muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su” Şair, sevgiliye kavuşmak için öyle hasret çekmektedir, onun için o kadar gözyaşı dökmektedir ki, gözyaşları bütün gökkubbeyi kaplamıştır. Hz
Peygamberin öyle güzel, öyle nurlu yüzü vardır ki bahçedeki bütün güller ne
kadar sulanırsa sulansın orada onun yüzü gibi bir tane bile gül açmaz. "
Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün Bir gül açılmaz yüzün tek verse min gülzâre
sû " "İçmek
ister bülbülün kanın meger bir reng ile Gül budağının mizâcına gire kurtara su" Bülbül,
gülün kırmızı rengine tutkundur. Su da hîle ile gülü aldatır, onun damarına
girecek ve gülün rengini açacaktır. Böylece bülbül güle olan aşkından
vazgeçecektir. "Yümn-i nâfundan güher olmuş Fuzûlî sözleri Ebr-i
nisandan dönen taklü'lü'-i şehvâre su" Nisan
yağmurları bolluk, bereket getirir. Tanrı'nın insanlara iyiliği, merhametidir. Nisan
ayında bitki ve hayvanlar ağzı açık beklerler. Bu yağmurun bir damlası istiridyenin
içine düşse istiridyede inci olur. Yılanın ağzına düşse zehir olur. Divan
edebiyatında âb doğaya hayat vermesi, onu geliştirip güzelleştirmesi yanında,
yıkıp zarar vermesi özellikleriyle de ele alınmış ve su divan edebiyatı için
vazgeçilemeyecek bir mazmun olmuştur. Bütün
bunlardan dolayı su, yaşamımızda olduğu kadar edebiyatımızda da önemli bir
kaynaktır, gerçek tadına edebiyatımızda kavuşur. Kaynakça: Büyük Türk Klasikleri, C.III, Ötüken Yay., İst. 1986 Büyük Larousse Ansiklopedi ve Sözlüğü, C I ve XXI, İst. İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ötüken
Yay., İst. 2000 Prof.Dr. Şükrü Elçin, Halk Edebiyatına Giriş, Akçağ Yay.,
Ank. 1993 Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yay., İst. 1999 Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi Yay., İst. 1999 Prof.Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Akçağ Yay. 1999 Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, MEB Yay.,
İst. 1998 Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, C II, Gelişim Yay. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi Yay., Ank. 1998
|