|
|
|
neslihan erköse |
||
NERGİS
Farsça'da
"nergis" Arapça'da "nercis", Türkçe'de "nergis, nerkis"
adıyla geçen kelime Yunanca "narkisos"tan gelmektedir. Sözlükte,
"Nergisgillerden, çiçekleri ayrı ve köksap üzerinde
şemsiye vaziyetinde bulunan beyaz ve sarı çiçekleri olan bir süs bitkisi"
şeklinde tarif edilir. Yaprakları zerrin gibi koyu sarı renkli, göbeği açık yeşil,
çiçeği olan, lale gibi soğanlı bir süs bitkisidir. Nergis
üç değişik anlamda daha kullanılır. Mitolojide:
Efsaneye göre Narsis (Narkisos) çok güzel ve aşktan anlamayan bir delikanlıdır. Onu
sevip de derdinden perişan olan kızlar, bu genci tanrılara şikayet ederler.
Tanrıların verdiği ceza sonucu Narsis, bir gün derede kendi aksini görür, ona
âşık olur, sarılmak isterken suya düşüp boğulur. Vücudu çürüdükten sonra
boğulduğu yerde göze benzer bir çiçek biter ve bu
çiçek bütün güzellere hayran ve baygın bakar. Başka
bir efsaneye göre bir ırmak ile perinin oğludur Narsis. İnsanlar ve periler ona
âşıktır. Hatta Ses (Echo) adlı bir peri onun aşkından ölmüş ve bir taşa
dönüşmüştür. Şarkta bir efsaneye göre de Gül ile Nergis arasında bir aşk
yaşanmış, bu iki sevgiliden Nergis göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve
kıyamete kadar hicran ve intizar çekmeye mahkum edilmiştir. Psikolojide:
İkinci olarak nergis, yukarıdaki efsaneye istinaden bir hastalığa ad olmuştur.
Kişinin sadece kendine hayranlık duyması ve kendisini aşırı beğenmesi şeklinde
kendini gösteren hastalığa "narsisizm" adı verilmiştir. Edebiyatta:
Son olarak nergise Divan Edebiyatında rastlanır. Divan şairleri sevgiliyi anlatırken
gül, lâle, gonca, sümbül, şebboy, karanfil gibi birçok çiçek isminden ve bu
çiçeklerin özelliklerinden faydalanırlar. İşte nergis de Divan edebiyatında
sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer
alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir
sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden
onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar
gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu
özellikleri düşünülerek mahmurluk,
uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir. Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların
verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark
eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin
uykusuzluk hâlini Nedim: "Aceb
ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin Henüz
nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar" "Acaba
mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var." diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki
mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar. Nergise
mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir: "Çiçeğin
ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu
yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da
kirpiğe benzetmişlerdir." Sûdî
Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü
dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur.
Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı
şaşı anlamına gelmektedir Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar. "El
çeküp kat'-i nazar kılmış ilâcumdan
tabîb Bildi
gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam"
Fuzûlî "Hekim
benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis
gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır.
Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar. Nergis-i
şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa
bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır: "Hatâ
o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil Eğerçi
her sühânım bî-bedel beğendiremem"
Şeyh Galip Şeyh
Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendire-memesindeki hatâyı, sözlerine değil;
sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar. Bazı
beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır. "Çü
devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım Niteki
nerkis mest olur mest-i bî-riyâ olalım”
Şeyhî "Lâle
mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de
riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp
sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih
yapılır. Çoğu
zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da
nergisin sebep olduğu başka bir olaydır: "Bîmar
tenün nerkis-i mestün eleminden Hûnin
ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür" Fuzûlî "Tenim,
sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden
kanla doludur, muzdariptir." Edebiyatımızda
bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin
gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da
sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine
benzetilir. Âşık
da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve
sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan
kızarmıştır: "Nergis
asâya düştüğü dâim degül aceb Sevdâ-yı
çeşminün seherinden sakîmdür."
Ahmet Paşa "Nergis,
deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır
acaba?" Nergisin
sadece sarı değil başka renkte olan çeşitleri de vardır. Kızıl renkte olanı
altın unsuru ile karşılanır. "Yolları zer-nigâr eylemesi, çemene zer-efşân
olması, eline câm-ı zer alması, başına zerrin külâh giymesi veya başında tâc-ı
zerrin bulunması" bu sebeptendir. Yine rengi dolayısıyla "sîm ü zerle dolu
bir keseye, altın micmer ve altın şamdana" benzetilir. Bu benzetmelere sapı da
dahil edilmiştir. Nergisi
son olarak Tâhir ile Zühre hikâyesinin Azerbaycan varyantında görürüz. Buradaki
nergis, Hanverdi Sevdâkâr'ın kızıdır ve Tâhir'e âşıktır. Bir süre burada kalan
Tâhir, zevk ve safa içinde yaşar. Bir gün Hanverdi
Sevdâkâr ticaret yapmak için köşkten ayrılırken biri hariç bütün anahtarları
Tâhir'e verir. O tek anahtarı kızı Nergis'e emanet eder. Nergis de dolaşmak için
çıkarken anahtarı cariyelerinden birine verir. O da anahtarı düşürür. Tâhir
anahtarı bulur ve Hasbahçe'yi açar. Gül dalına konmak isteyen bir bülbülün,
gülün dikeninin göğsüne batmasıyla öldüğünü görür. O zaman Tâhir, Zühre'yi
unutmuş olduğunu düşünür, bir kuş kadar bile sadık ve fedâkâr olmadığına
hayıflanarak Zühre'nin yanına dönmek üzere yola çıkar. Böylece şimdiye kadar
görünüşü ile hep karşı tarafı mahveden, yıpratan nergis bu hikâyede gerçek
aşka yenik düşer. "Mey-i
gül-gûnda degül nergis-i mestün aksi Kadeh
olmuş göz açub âşık-ı didâr sana"
Fuzûlî "Gül
renkli şarap, görünen sarhoş gözünün aksi değildir. Hak aşığı göz açıp sana
kadeh olmuştur." Buradaki nergis, gözün mest olduğunu yani sarhoşluğunu ifade
ediyor. "Nergisün
fikri Fuzûlî göz ü gönlünde gezer Dutar âhû vatan ol yerde ki otlu suludur."
Fuzûlî "Nergise
benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûlî'nin gözünde ve gönlünde gezer. Âhû otlu ve sulu yerde
vatan tutar." "Harâb-ı
câm-ı ışkem nergis-i mestün bilür hâlüm Hârâbat
ehlinün ahvâlini hammâr olandan sor"
Fuzûlî "Aşk
kadehinden kendini bilmez derecede sarhoşum, yani mest-i harâbım. Benim hâlimi ancak
senin sarhoş gözün bilir. Meyhaneye devam eden insanların hâllerini meyhaneciden
sor.” "Sana
gülşende nisâr etmek içün her nergis Götürüpdür
başa altun dolu bir sîm tabak"
Fuzûlî "Her
nergis, senin yoluna saçmak için başında
altın dolu bir gümüş tabak
götürüyor." "Bahuban
nergise bîmâr gözün kıldum yâd Nergisi
nâle vü efgânuma hayrân etdüm"
Fuzûlî "Bahçedeki
nergise bakıp hasta, mahmur gözünü andım. Öyle ağlayıp feryâd ettim ki nergis bu
feryâdıma hayret etti." Nergis hasta ve mahmur göze benzetilir. Aynı zamanda
nergis, açık bir göz gibidir, kapanmaz, hayretle açılan göze benzer. "Ey
göz ol nergis-i hûn-hâra nigâh etme dahi Rûzigârum
gâm-ı ışk ile siyâh etme dahi"
Fuzûlî "Ey
göz, o kan içen göze artık bakma. Benim hayatımı aşk gamı ile daha fazla
karartma." Göz en kuvvetli mecâzî aşka ilham eder. Bu göz güzelliği âşığı
manen öldürür. Artık âşığın karşı koyması kırılır ve gözünü o nergise
benzeyen güzel göze bakmaktan men eder. Çünkü göz siyah olduğu için âşığın
hayatını karartır. "İki
gözi nergis-i şehlâya benzer dilberün Bûy-ı
zülfinün damâğa belki anberden lezîz"
Muhibbî "Sevgilinin
iki gözü şehlâ nergise benzer. Saçının kokusu damağıma belki amberden daha hoş
gelir" "Kudretini
gör ki nergis nerm ider bâlînini Lîk
görinmez benüm gözüme o derden
lezîz"
Muhibbî "Kudretini
gör ki nergis yastığını yumuşak eder. Lâkin benim gözüme o kapıdan güzeli
görünmez.” "Kanumı
nûş eyleyen ol nergis-i mestânedür Ol
sebepden hûn-ı dilden gözlerüm
peymânedür"
Muhibbî "Kanımı
şarap eden o sarhoş bakışlı nergistir. Gönül kanı yüzünden, gözlerim şarap
kadehidir.” “Gonce
hemyânından alsa zer 'aceb midür sabâ Nergisün
çeşminden alur sürmesin bir ugrudur" Muhibbî "Gonca,
sabah vakti heybesinden altın alsa, şaşılır mı? O göz sürmesini nergisten alır,
bir hırsızdır." "Çemende
nergisün tâcın başında Kapar
peyk-i sabâ gâyet de 'ayyâr"
Muhibbî "Sabah
rüzgarı postacısı, çemende nergisin başındaki tacını kapar, gayet de
hilecidir." "Gözlerini
açmağa yoktur mecâli nergisün Giceden
benzer ki mey içmiş başında var humâr"
Muhibbî "Nergisin
gözlerini açmaya gücü yoktur. Geceden şarap içmiş, başında hâlâ sersemlik
kalmışa benzer." "Câm-ı
la'lin nûş ider bağ içre her dem lâleler Nergis-i
şehlâ elinde sâgar-ı zerrin tutar"
Muhibbî "Laleler
bağ içinde her an dudak kadehini içer. Elâ gözlü nergis elinde altın kadeh
tutar." "Gerçi
kim la'l-i lebi cânlar bağışlar 'âşıka Nergis-i
mesti velî cân ü cigerler pâreler"
Muhibbî "Gerçi
dudak suyu âşığın canına can katar, ama sarhoş gözü can ve ciğerleri
parçalar.” "Nergis
şarâbı dün gice nûş eylemiş meger Bak
çîn seherde çeşmine kim görinür humâr"
Muhibbî "Nergis dün gece şarap içtiği için seher vaktinde gözüne sarhoş görünür.” "Seni
gözlerler açup göz her biri tutup kulak Nergis
ü gül gülşen içre dîde vü gûş oldılar"
Muhibbî "Servi
ve fıstık ağacı, gözün nergis, yanağın gül olalı senin boyuna köledir." ""Olmadı
tenhâca bir işret çemende yâr ile Üstüme
göz dikti nerkisler nigeh-bân oldu hep"
Nedim "Çimenlikte
sevgili ile başbaşa kalamadık, nergisler üstümüze gözlerini diktiler, hep
gözetlediler." "Gerdiş-i
sâgar kadar lezzet verirdi âşıka Tıfl
iken ol mest-i nâzın nerkis-i bîmâresi"
Nedim "Nazlı
güzelin hasta gözleri küçük çocuk iken âşığa kadeh dönüşü kadar lezzet
verirdi." "Pür-sâfâ
idüp beni meclisde ser-mest eyleyen Bâde-i
sâfî midür şol nergis-i şengül midür"
Amrî "Neşe
dolu edip beni mecliste sarhoş yapan, saf şarap mıdır, şu nergis-i şengül müdür? "Çemende
kurdı çün gül şahı meclîs Eline
câm-ı zerrin aldı nergis"
Amrî "Nergis
eline altın kadeh aldı, gül gibi çimende padişah meclisi kurdu.” "Gözüm
ol nergis içün vâlih ü hayrân kalmış Gönlüm
ol sünbül içün zâr u perîşân olmış" Amrî "Gözlerim
sevgilinin gözlerine şaşırmış, hayran kalmış gönlüm saçları için kaygılı ve
ağlayan olmuş." "Ey
beni sünbüllerinden zâr u ser-gerdân iden Göze
göz nergisleriyle vâlih ü hayran iden"
Amrî "Ey
beni saçlarından kaygılı, perişan eden, göze göz gözleriyle şaşkın ve hayran
eden sevgili." "Gözlerinden
lûtf u ihsan ummasa nergis-i şehlâ Yollarında
kâsesin komazdı a'malar gibi"
Amrî "Padişah,
nergisin gözlerinden güzellik ve iyilik beklemese, yollarında körler gibi çanağını
koymazdı." "Her
zaman ol nergis-i fettan mest Hançer-i
bürrân elinde kan mest”
Üsküplü İshak Çelebi "Gönlü
allak bullak eden göz ve keskin hençer elinde olan kan her zaman sarhoştur." Burada
nergisin gönlü allak bullak etmesi ve sarhoşluğu açıklanır. "Yüzün
görüp gül ü nergisle subh-dem bâğun Yüzi
gözi açılub yine sâd u hurremdûr”
Üsküplü İshak Çelebi “Sabah
vakti gül ve nergisin yüzünü görerek yüzü gözü açılan yine güler yüzlü göz
kapağıdır." "Açılur
senden yana hergün gözüm nergisleri Âfitâbum
hânenün câmı güne karşı gerek" Yahya Bey "Gözümün
nergisleri hergün senden yana açılur(her gün gözümü senden ayırmam); ey güneşim
(güneşe benzeyen sevgilim), evinin penceresi güne karşı olmalıdır." "Nergisün
gördükçe şebnem çeşm-i hâb âlûdını Uyhusın
açmaya lutf ile yüzine su seper"
Mesîhî "Şebnem
nergisin uykulu, mahmur gözlerini gördükçe, uykusunu açmak için güzellikle yüzüne
su seper." "Çeşmün
ile kâmetün kaşun tururken ey sanem Nergis
ü serv ü hilâle bakmaga 'ar eyleyem"
Mesîhî "Ey
güzel! Gözlerin, boyun, kaşın dururken nergise, selviye, hilâle bakmaya
utanırım." Aşağıdaki
gazelde ise Mesîhî nergisi redif olarak kullanmıştır: "Çemende
bülbüli zâr itmege seher nergis Kaya
bakışlar ile eyledi nazar nergis Humârı
gâlib olup var ise kazandı sudâ' Ki
başına dögün urup 'ilâc ider nergis Şarâb-ı
şebnemi altun kadehler içre koyup Gümüş
bileklü güzel sâkiye küyer nergis Karâr
itmez avucında dirhem-i jâle Eline
her ne girerse hemân içer nergis Kebâb
gibi senûn meclisüne girince Yakup
durur döne döne şehâ ciger nergis Meger
ki süzen i gamzenden ihtiyât itmez Ki karşu rişte-i zülfüne göz diker nergis Şarâbı-ı
bezm-i elesti şu denlü içmişler Ki
haşre dek ola mahmur çeşm-i her nergis Süre
süre yüzini kimyâ-yı makdemüne Vücudın
eyledi baştan ayağa zâr nergis Mesîhî
şefkati yok çün bu dehr-i bî-mihrün Yürekde
dağını kime 'ıyân ider nergis”
Mesîhî "Nergis
çemende gonce-i lâ'lün safasına Taht-ı
zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker"
Bâkî "Nergis bahçede gonca dudağın neşesine, zümrüt taht
üzerine çıkar, altın kadeh çeker." "Câm-ı
gurûr 'akıbet 'âlemi görmez eyledi Nergis-i
bâg gûyıyâ Hürmüz-i tâc-dârdur"
Bâkî "Gurur
veren içki kadehi sonunda alemi görmez eyledi. Bahçe nergisi güya Hürmüz
padişahıdır" "Câm-ı
zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti Nergis
ki taht-gâh-ı çemen tâc-dârıdur"
Bâkî "Devlet
meclisi, aydınlığı altın kadeh ile buldu, nergisin padişah tahtının yeri
bahçedir." "Nâfeye
benzedicek hâlüni erbâb-nazar Nergis-i
mestüni yâd eyleyüp âhû didiler"
Bâkî "Sarhoş nergis-i anıp ceylan dediler, görenler halini ahu kokusuna benzetecek." "Gelmesün
bezm-i 'ayşa nâ-mahrem Nergis-i
bâgı dide-bân idelüm"
Bâkî "Nergis
bahçesini gözleyelim, hayat meclisine yabancı gelmesin." "Metâ'-ı
ma'rifet geldi revâcın bulduğı demler Zer-efşân
eylesün nerkisler evrâk-ı gülistânı"
Bâkî "Marifet
malı geldi, değerini bulduğu zamanlar nergisler gül bahçesinin yapraklarını altın
yaldızlı eylesin." "Cür'a-rîz
olsa eğer gülşene câm-ı keremün Tuta
nerkis-sıfat elde kadeh-i zetr sünbül"
Bâkî "Senin
cömertliğinin kadehi gül bahçesine birkaç damla dökse, sümbül nergis gibi elinde
altın kadeh tutar." “Gül
ü nergis yine altun beneklü câme geymişler Libâsı
lâlenün egninde bir dibâ-yı zibâdur”
Bâkî "Gül
ve nergis yine altın benekleri olan elbise giymişler, elbise lalenin sırtında bir
süslü ipektir." "Kızarur
bâdeden ol nergis-i mestâne biraz Mey-i
nâb içse gözi mâ'îl olur kana biraz"
Bâkî "Sarhoş
nergis şaraptan biraz kızarır; hâlis şarap içse gözü biraz cahilliğe eğilmiş,
meyletmiş olur.” "Muntazır
olsa n'ola nergis gubâr-ı kûyına Tûtiyâya
Bâkıyâ muhtâc olur çeşm-i 'alil” Bâkî "Nergis
intizar eden bekleyen olsa, sevgilinin bulunduğu tozlu yere ne olur, görmeyen göz
sürmeye, Tanrı'ya muhtaç olur." “Bir
dil-sitâne döndi bu gün sahn-ı gül-sitân Kad
serv ü çeşm nergis-i şehlâ 'izâr gül”
Bâkî "Gül
bahçesinin ortası bugün bir gönül
bahçesine döndü; boy servi, göz baygın nergis, yanak güldü." “Pây-bûsın
isteyen ol sâkî-i gül-çihrenün Kendüyi
nergis gibi mest-i ser-endâz eylesün”
Bâkî "Gül çehreli sakinin ayağını öpmek
isteyen, kendini nergis gibi korkusuz sarhoş etsin." “Gösterür
sahn-ı gül-istân çarh-ı minâdan nişân Şâh-ı
nergis bâgda şekl-i Süreyyâdur yine”
Bâkî "Gül
bahçesinin ortası mavi gök kubbeden işaret gösterir, nergis padişah bahçede yine
ülker yıldızı şeklindedir.” KAYNAKÇA: 1- A. Nihat Tarlan, Fuzûlî Divanı Şerhi I. II. III.,
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1987 2- Coşkun Ak, Muhibbî Divanı, Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yay., Ank. 1987 3- Abdükbâki Gölpınarlı,Nedim Divanı,İnkılap ve Aka
kitabevleri Koll. Şti., İst. 1972 4- Sabahattin Küçük, Bâkî Divanı, T.D.K. Yay., Ank.
1994 5- Mehmet Çavuşoğlu-M. Ali Tanyeri, Üsküplü İshak Çelebi Divanı, Tenkidli
Basım, İst. 1990 6- Mehmet Çavuşoğlu, Yahya Bey ve Divanı'ndan Örnekler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.,
Ank. 1983 7- Mehmet Çavuşoğlu, Âmirî Divanı, İTÜ Edebiyat Fak.Yay., İst. 1979 8- Hasibe Mazıoğlu, Nedim, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yay., Ank. 1988 9- Ali Berat Aptekin, Halk
Hikâyelerinin motif yapısı, Akçağ Yayınevi, İst. 1983 10- Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik
Lügat, Aydın Kitabevi Yay., Ank. 2000 11- İskender Pala, Divan şiiri Sözlüğü, Ötüken
Yayınevi, İst. 1999 12- Ahmet Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar,
MEB Yay.,İst. 1996 13- Faruk K. Timurtaş, Bâkî <Divanı'ndan Seçmeler,
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1987 14- Mine Mengi, Mesîhî Divanı, AKM Yay., Ank. 1995 15- Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yay., İst. 1990
|