Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Guest-1.gif (18440 bytes)

kozakoza.gif (32461 bytes)

Guest-1.gif (18440 bytes)

neslihan erköse

 

anasayfa.JPG (1504 bytes)

deneme.JPG (1413 bytes)

oyku.JPG (1291 bytes)

siir.JPG (1057 bytes)

inceleme.JPG (1518 bytes)

soylesi.JPG (1383 bytes)

bizler.JPG (1283 bytes)

irtibat.JPG (1316 bytes)

ziyaret.JPG (1882 bytes)

 


 

 

                                                 

                                               NERGİS

 

Farsça'da "nergis" Arapça'da "nercis", Türkçe'de "nergis, nerkis" adıyla geçen kelime Yunanca "narkisos"tan gelmektedir.

Sözlükte, "Nergisgillerden, çiçekleri ayrı ve köksap  üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan beyaz ve sarı çiçekleri olan bir süs bitkisi" şeklinde tarif edilir. Yaprakları zerrin gibi koyu sarı renkli, göbeği açık yeşil, çiçeği olan, lale gibi soğanlı bir süs bitkisidir.

Nergis üç değişik anlamda daha kullanılır.

Mitolojide: Efsaneye göre Narsis (Narkisos) çok güzel ve aşktan anlamayan bir delikanlıdır. Onu sevip de derdinden perişan olan kızlar, bu genci tanrılara şikayet ederler. Tanrıların verdiği ceza sonucu Narsis, bir gün derede kendi aksini görür, ona âşık olur, sarılmak isterken suya düşüp boğulur. Vücudu çürüdükten sonra boğulduğu yerde göze benzer bir çiçek biter ve  bu çiçek bütün güzellere hayran ve baygın bakar.  Başka bir efsaneye göre bir ırmak ile perinin oğludur Narsis. İnsanlar ve periler ona âşıktır. Hatta Ses (Echo) adlı bir peri onun aşkından ölmüş ve bir taşa dönüşmüştür. Şarkta bir efsaneye göre de Gül ile Nergis arasında bir aşk yaşanmış, bu iki sevgiliden Nergis göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve kıyamete kadar hicran ve intizar çekmeye mahkum edilmiştir.

Psikolojide: İkinci olarak nergis, yukarıdaki efsaneye istinaden bir hastalığa ad olmuştur. Kişinin sadece kendine hayranlık duyması ve kendisini aşırı beğenmesi şeklinde kendini gösteren hastalığa "narsisizm" adı verilmiştir.

Edebiyatta: Son olarak nergise Divan Edebiyatında rastlanır. Divan şairleri sevgiliyi anlatırken gül, lâle, gonca, sümbül, şebboy, karanfil gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özelliklerinden faydalanırlar. İşte nergis de Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri  düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir.  Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin uykusuzluk hâlini Nedim:

"Aceb ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin

Henüz nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar"

"Acaba mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var."  diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar.

Nergise mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir:

"Çiçeğin ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da kirpiğe benzetmişlerdir."  Sûdî Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur. Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı şaşı anlamına gelmektedir

Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar.

"El çeküp kat'-i  nazar kılmış ilâcumdan tabîb

Bildi gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam"

                                                        Fuzûlî

"Hekim benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır. Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar.

Nergis-i şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır:

"Hatâ o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil

Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem"

                                                     Şeyh Galip

Şeyh Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendire-memesindeki hatâyı, sözlerine değil; sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar.

Bazı beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır.

"Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım

Niteki nerkis  mest olur mest-i bî-riyâ  olalım”

                                                        Şeyhî

"Lâle mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih yapılır.

Çoğu zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da nergisin sebep olduğu başka bir olaydır:

"Bîmar tenün nerkis-i mestün eleminden

Hûnin ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür"

                                                  Fuzûlî

"Tenim, sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden kanla doludur, muzdariptir."

Edebiyatımızda bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine benzetilir.

Âşık da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve  ağlamaktan kızarmıştır:

"Nergis asâya düştüğü dâim degül aceb

Sevdâ-yı çeşminün seherinden sakîmdür."

                                               Ahmet Paşa

"Nergis, deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır acaba?" 

Nergisin sadece sarı değil başka renkte olan çeşitleri de vardır. Kızıl renkte olanı altın unsuru ile karşılanır. "Yolları zer-nigâr eylemesi, çemene zer-efşân olması, eline câm-ı zer alması, başına zerrin külâh giymesi veya başında tâc-ı zerrin bulunması" bu sebeptendir. Yine rengi dolayısıyla "sîm ü zerle dolu bir keseye, altın micmer ve altın şamdana" benzetilir. Bu benzetmelere sapı da dahil edilmiştir.

Nergisi son olarak Tâhir ile Zühre hikâyesinin Azerbaycan varyantında görürüz. Buradaki nergis, Hanverdi Sevdâkâr'ın kızıdır ve Tâhir'e âşıktır. Bir süre burada kalan Tâhir, zevk ve safa içinde yaşar. Bir gün  Hanverdi Sevdâkâr ticaret yapmak için köşkten ayrılırken biri hariç bütün anahtarları Tâhir'e verir. O tek anahtarı kızı Nergis'e emanet eder. Nergis de dolaşmak için çıkarken anahtarı cariyelerinden birine verir. O da anahtarı düşürür. Tâhir anahtarı bulur ve Hasbahçe'yi açar. Gül dalına konmak isteyen bir bülbülün, gülün dikeninin göğsüne batmasıyla öldüğünü görür. O zaman Tâhir, Zühre'yi unutmuş olduğunu düşünür, bir kuş kadar bile sadık ve fedâkâr olmadığına hayıflanarak Zühre'nin yanına dönmek üzere yola çıkar. Böylece şimdiye kadar görünüşü ile hep karşı tarafı mahveden, yıpratan nergis bu hikâyede gerçek aşka yenik düşer.

"Mey-i gül-gûnda degül nergis-i mestün aksi

Kadeh olmuş göz açub âşık-ı didâr sana"

                                                       Fuzûlî

"Gül renkli şarap, görünen sarhoş gözünün aksi değildir. Hak aşığı göz açıp sana kadeh olmuştur." Buradaki nergis, gözün mest olduğunu yani sarhoşluğunu ifade ediyor.

"Nergisün fikri Fuzûlî göz ü gönlünde gezer

Dutar âhû vatan ol yerde ki otlu suludur."

                                                      Fuzûlî

"Nergise benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûlî'nin gözünde ve gönlünde gezer. Âhû otlu  ve sulu yerde   vatan  tutar."

"Harâb-ı câm-ı ışkem nergis-i mestün bilür hâlüm

Hârâbat ehlinün ahvâlini hammâr olandan sor"

                                                       Fuzûlî

"Aşk kadehinden kendini bilmez derecede sarhoşum, yani mest-i harâbım. Benim hâlimi ancak senin sarhoş gözün bilir. Meyhaneye devam eden insanların hâllerini meyhaneciden sor.”

"Sana gülşende nisâr etmek içün her nergis

Götürüpdür başa altun dolu bir sîm tabak"

                                                       Fuzûlî

"Her nergis, senin yoluna saçmak için  başında altın dolu bir gümüş  tabak götürüyor."

"Bahuban nergise bîmâr gözün kıldum yâd

Nergisi nâle vü efgânuma hayrân etdüm"

                                                       Fuzûlî

"Bahçedeki nergise bakıp hasta, mahmur gözünü andım. Öyle ağlayıp feryâd ettim ki nergis bu feryâdıma hayret etti." Nergis hasta ve mahmur göze benzetilir. Aynı zamanda nergis, açık bir göz gibidir, kapanmaz, hayretle açılan göze benzer.

"Ey göz ol nergis-i hûn-hâra nigâh etme dahi

Rûzigârum gâm-ı ışk ile siyâh etme dahi"

                                                       Fuzûlî

"Ey göz, o kan içen göze artık bakma. Benim hayatımı aşk gamı ile daha fazla karartma." Göz en kuvvetli mecâzî aşka ilham eder. Bu göz güzelliği âşığı manen öldürür. Artık âşığın karşı koyması kırılır ve gözünü o nergise benzeyen güzel göze bakmaktan men eder. Çünkü göz siyah olduğu için âşığın hayatını karartır.

"İki gözi nergis-i şehlâya benzer dilberün

Bûy-ı zülfinün damâğa belki anberden lezîz"

                                                     Muhibbî

"Sevgilinin iki gözü şehlâ nergise benzer. Saçının kokusu damağıma belki amberden daha hoş gelir"

"Kudretini gör ki nergis nerm ider bâlînini

Lîk görinmez benüm gözüme  o derden lezîz"

                                                     Muhibbî

"Kudretini gör ki nergis yastığını yumuşak eder. Lâkin benim gözüme o kapıdan güzeli görünmez.”

"Kanumı nûş eyleyen ol nergis-i mestânedür

Ol sebepden  hûn-ı dilden gözlerüm peymânedür"

                                                     Muhibbî

"Kanımı şarap eden o sarhoş bakışlı nergistir. Gönül kanı yüzünden, gözlerim şarap kadehidir.”

“Gonce hemyânından alsa zer 'aceb midür sabâ

Nergisün çeşminden alur sürmesin bir ugrudur"

                                                      Muhibbî

"Gonca, sabah vakti heybesinden altın alsa, şaşılır mı? O göz sürmesini nergisten alır, bir hırsızdır."

"Çemende nergisün tâcın başında

Kapar peyk-i sabâ gâyet de 'ayyâr"

                                                       Muhibbî

"Sabah rüzgarı postacısı, çemende nergisin başındaki tacını kapar, gayet de hilecidir."

"Gözlerini açmağa yoktur mecâli nergisün

Giceden benzer ki mey içmiş başında var humâr"

                                                       Muhibbî

"Nergisin gözlerini açmaya gücü yoktur. Geceden şarap içmiş, başında hâlâ sersemlik kalmışa benzer."

"Câm-ı la'lin nûş ider bağ içre her dem lâleler

Nergis-i şehlâ elinde sâgar-ı zerrin tutar"

                                                        Muhibbî

"Laleler bağ içinde her an dudak kadehini içer. Elâ gözlü nergis elinde altın kadeh tutar."

"Gerçi kim la'l-i lebi cânlar bağışlar 'âşıka

Nergis-i mesti velî cân ü cigerler pâreler"

                                                        Muhibbî

"Gerçi dudak suyu âşığın canına can katar, ama sarhoş gözü can ve ciğerleri parçalar.”

"Nergis şarâbı dün gice nûş eylemiş meger

Bak çîn seherde çeşmine kim görinür humâr"

                                                        Muhibbî

"Nergis dün gece şarap içtiği için seher vaktinde gözüne sarhoş görünür.”

"Seni gözlerler açup göz her biri tutup kulak

Nergis ü gül gülşen içre dîde vü gûş oldılar"

                                                       Muhibbî

"Servi ve fıstık ağacı, gözün nergis, yanağın gül olalı senin boyuna köledir."

""Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile

Üstüme göz dikti nerkisler nigeh-bân oldu hep"

                                                      Nedim

"Çimenlikte sevgili ile başbaşa kalamadık, nergisler üstümüze gözlerini diktiler, hep gözetlediler."

"Gerdiş-i sâgar kadar lezzet verirdi âşıka

Tıfl iken ol mest-i nâzın nerkis-i bîmâresi"

                                                     Nedim

"Nazlı güzelin hasta gözleri küçük çocuk iken âşığa kadeh dönüşü kadar lezzet verirdi."

"Pür-sâfâ idüp beni meclisde ser-mest eyleyen

Bâde-i sâfî midür şol nergis-i şengül midür"

                                                      Amrî

"Neşe dolu edip beni mecliste sarhoş yapan, saf şarap mıdır, şu nergis-i şengül müdür?

"Çemende kurdı çün gül şahı meclîs

Eline câm-ı zerrin aldı nergis"

                                          Amrî

"Nergis eline altın kadeh aldı, gül gibi çimende padişah meclisi kurdu.”

"Gözüm ol nergis içün vâlih ü hayrân kalmış

Gönlüm ol sünbül içün zâr u perîşân olmış"

                                                            Amrî

"Gözlerim sevgilinin gözlerine şaşırmış, hayran kalmış gönlüm saçları için kaygılı ve ağlayan olmuş."

"Ey beni sünbüllerinden zâr u ser-gerdân iden

Göze göz nergisleriyle vâlih ü hayran iden"

                                                            Amrî

"Ey beni saçlarından kaygılı, perişan eden, göze göz gözleriyle şaşkın ve hayran eden sevgili."

"Gözlerinden lûtf u ihsan ummasa nergis-i şehlâ

Yollarında kâsesin komazdı a'malar gibi"

                                                            Amrî

"Padişah, nergisin gözlerinden güzellik ve iyilik beklemese, yollarında körler gibi çanağını koymazdı."

"Her zaman ol nergis-i fettan mest

Hançer-i bürrân elinde kan mest”

                                  Üsküplü İshak Çelebi

"Gönlü allak bullak eden göz ve keskin hençer elinde olan kan her zaman sarhoştur."

Burada nergisin gönlü allak bullak etmesi ve sarhoşluğu açıklanır.

"Yüzün görüp gül ü nergisle subh-dem bâğun

Yüzi gözi açılub yine sâd u hurremdûr”

                                       Üsküplü İshak Çelebi

“Sabah vakti gül ve nergisin yüzünü görerek yüzü gözü açılan yine güler yüzlü göz kapağıdır."

"Açılur senden yana hergün gözüm nergisleri

Âfitâbum hânenün câmı güne karşı gerek"

                                                     Yahya Bey

"Gözümün nergisleri hergün senden yana açılur(her gün gözümü senden ayırmam); ey güneşim (güneşe benzeyen sevgilim), evinin penceresi güne karşı olmalıdır."

"Nergisün gördükçe şebnem çeşm-i hâb âlûdını

Uyhusın açmaya lutf ile yüzine su seper"

                                                      Mesîhî

"Şebnem nergisin uykulu, mahmur gözlerini gördükçe, uykusunu açmak için güzellikle yüzüne su seper."

"Çeşmün ile kâmetün kaşun tururken ey sanem

Nergis ü serv ü hilâle bakmaga 'ar eyleyem"

                                                     Mesîhî

"Ey güzel! Gözlerin, boyun, kaşın dururken nergise, selviye, hilâle bakmaya utanırım."

Aşağıdaki gazelde ise Mesîhî nergisi redif olarak kullanmıştır:

"Çemende bülbüli zâr itmege seher nergis

Kaya bakışlar ile eyledi nazar nergis

Humârı gâlib olup var ise kazandı sudâ'

Ki başına dögün urup 'ilâc ider nergis

Şarâb-ı şebnemi altun kadehler içre koyup

Gümüş bileklü güzel sâkiye küyer nergis

Karâr itmez avucında dirhem-i jâle

Eline her ne girerse hemân içer nergis

Kebâb gibi senûn meclisüne girince

Yakup durur döne döne şehâ ciger nergis

Meger ki süzen i gamzenden ihtiyât itmez

Ki karşu rişte-i zülfüne göz diker nergis

Şarâbı-ı bezm-i elesti şu denlü içmişler

Ki haşre dek ola mahmur çeşm-i her nergis

Süre süre yüzini kimyâ-yı makdemüne

Vücudın eyledi baştan ayağa zâr nergis

Mesîhî şefkati yok çün bu dehr-i bî-mihrün

Yürekde dağını kime 'ıyân ider nergis”

                                                    Mesîhî

"Nergis çemende gonce-i lâ'lün safasına

Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker"

                                                    Bâkî

"Nergis  bahçede gonca dudağın neşesine, zümrüt taht üzerine çıkar, altın kadeh çeker."

"Câm-ı gurûr 'akıbet  'âlemi görmez eyledi

Nergis-i bâg gûyıyâ Hürmüz-i tâc-dârdur"

                                                    Bâkî

"Gurur veren içki kadehi sonunda alemi görmez eyledi. Bahçe nergisi güya Hürmüz padişahıdır"

"Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti

Nergis ki taht-gâh-ı çemen tâc-dârıdur"

                                                    Bâkî

"Devlet meclisi, aydınlığı altın kadeh ile buldu, nergisin padişah tahtının yeri bahçedir."

"Nâfeye benzedicek hâlüni erbâb-nazar

Nergis-i mestüni yâd eyleyüp âhû didiler"

                                                    Bâkî 

"Sarhoş nergis-i anıp ceylan dediler, görenler halini ahu kokusuna benzetecek."

"Gelmesün bezm-i 'ayşa nâ-mahrem

Nergis-i bâgı dide-bân idelüm"

                                              Bâkî

"Nergis bahçesini gözleyelim, hayat meclisine yabancı gelmesin."

"Metâ'-ı ma'rifet geldi revâcın bulduğı demler

Zer-efşân eylesün nerkisler evrâk-ı gülistânı"

                                                                 Bâkî

"Marifet malı geldi, değerini bulduğu zamanlar nergisler gül bahçesinin yapraklarını altın yaldızlı eylesin."

"Cür'a-rîz olsa eğer gülşene câm-ı keremün

Tuta nerkis-sıfat elde kadeh-i zetr sünbül"

                                                             Bâkî

"Senin cömertliğinin kadehi gül bahçesine birkaç damla dökse, sümbül nergis gibi elinde altın kadeh tutar."

“Gül ü nergis yine altun beneklü câme geymişler

Libâsı lâlenün egninde bir dibâ-yı zibâdur”

                                                            Bâkî

"Gül ve nergis yine altın benekleri olan elbise giymişler, elbise lalenin sırtında bir süslü ipektir."

"Kızarur bâdeden ol nergis-i mestâne biraz

Mey-i nâb içse gözi mâ'îl olur kana biraz"

                                                            Bâkî

"Sarhoş nergis şaraptan biraz kızarır; hâlis şarap içse gözü biraz cahilliğe eğilmiş, meyletmiş olur.”

"Muntazır olsa n'ola nergis gubâr-ı kûyına

Tûtiyâya Bâkıyâ muhtâc olur çeşm-i 'alil”

                                                            Bâkî

"Nergis intizar eden bekleyen olsa, sevgilinin bulunduğu tozlu yere ne olur, görmeyen göz sürmeye, Tanrı'ya muhtaç olur."

“Bir dil-sitâne döndi bu gün sahn-ı gül-sitân

Kad serv ü çeşm nergis-i şehlâ 'izâr gül”

                                                             Bâkî

"Gül bahçesinin  ortası bugün bir gönül bahçesine döndü; boy servi, göz baygın nergis, yanak güldü."

“Pây-bûsın isteyen ol sâkî-i gül-çihrenün

Kendüyi nergis gibi mest-i ser-endâz eylesün”

                                                             Bâkî

 "Gül çehreli sakinin ayağını öpmek isteyen, kendini nergis gibi korkusuz sarhoş etsin."

“Gösterür sahn-ı gül-istân çarh-ı minâdan nişân

Şâh-ı nergis bâgda şekl-i Süreyyâdur yine”

                                                           Bâkî

"Gül bahçesinin ortası mavi gök kubbeden işaret gösterir, nergis padişah bahçede yine ülker yıldızı şeklindedir.”

 

KAYNAKÇA:

1- A. Nihat Tarlan, Fuzûlî Divanı Şerhi I. II. III., Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1987

2- Coşkun Ak, Muhibbî Divanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1987

3- Abdükbâki Gölpınarlı,Nedim Divanı,İnkılap ve Aka kitabevleri Koll. Şti., İst. 1972

4- Sabahattin Küçük, Bâkî Divanı, T.D.K. Yay., Ank. 1994

5- Mehmet Çavuşoğlu-M. Ali Tanyeri,  Üsküplü İshak Çelebi Divanı, Tenkidli Basım, İst. 1990

6- Mehmet Çavuşoğlu, Yahya Bey ve Divanı'ndan  Örnekler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1983

7- Mehmet Çavuşoğlu, Âmirî Divanı, İTÜ Edebiyat Fak.Yay., İst. 1979

8- Hasibe Mazıoğlu, Nedim, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1988

9- Ali Berat Aptekin,  Halk Hikâyelerinin motif yapısı, Akçağ Yayınevi, İst. 1983

10- Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi Yay., Ank. 2000

11- İskender Pala, Divan şiiri Sözlüğü, Ötüken Yayınevi, İst. 1999

12- Ahmet Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yay.,İst. 1996

13- Faruk K. Timurtaş, Bâkî <Divanı'ndan Seçmeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank. 1987

14- Mine Mengi, Mesîhî Divanı, AKM Yay., Ank. 1995

15- Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yay., İst. 1990