|
|
|
semih can topsakal |
||
YİRMİ BESİNCİ SAAT
Damarlarımdan
usulca akmaya başladın. Saatin o kısmında ne varsa, yelkovan ve akrep orada
buluştuklarında canım çekiliyor. Sanki birileri gölge gibi dolaşıyor odamda. Ayak
seslerini işitiyor ancak yüzlerini göremiyorum. Tik tak tik tak tik tak... Aman
Allah'ım ne sinir bir ses. Her tik takında kelimelerim siliniyor, her tik takında bir
şeylerim eksiliyor; oysa o umursamazca kıpırdanmaya devam ediyor. Bat Zaman bat!
Hayır, hayır o, "bat dünya bat!" olacaktı. Şimdi seni daha iyi anlıyorum
Olric. Galiba tuttuğu her şey elinde kalan, çevresi genişledikçe benliği daralan,
bazen umutsuzluğa kapılan bazen gerçekleşen umutların kısmî sevinçleriyle hayata
tekrar bağlanan, yalın ayak, çıplak vücuduyla yaşamaya çalışan, hayatı ancak
psikanalist romanların postmodern aralıklarına tıkılan, tutunabilmiş gibi görünen
ancak tutunmayı asla istemeyenlerdenim. Gözlerim
yoruldu. İki karış yakınımdaki 'S'yi yılan zannediyorum. 'Y'yi ise pis pis sırıtan
şeytanın elindeki orak. Kötü çok kötü... Bırakmalıyım şimdi elimden hayatımı.
Affet beni ne olur dostum. Bugün de böyle olsun. Her anımı sana adadığım yetmez mi?
Ne olur bırak da biraz uyuyayım. Hayır mı? Olamaz mı? Sen karışamazsın da ne
demek! Bu benim hayatım dostum. Bak, ne yapacağıma ben karar veririm. Sen değil. "Hay"
kahretsin! Neden ama, şimdi sırası mıydı tartışmanın? Hani o benim tek dostumdu?
Ama bir dakika! Kim yırttı bu sayfayı? Burada bir kopukluk var. Burada o
konuşmalıydı. Bana hesap sormalıydı. "Sen ne budala birisin. Anlamıyorsun
değil mi? Ben senim sense bir hiç" demeliydi. Bana gülmeliydi pis pis.Sırıtarak
hatalarımı, geçen hafta giydiğim ve çıkarıp kirli sepetine attığım aşkımı,
annemden sakladığım ama günlüğüme utanmadan yazdığım illegal düşüncelerimi,
beyaz ötesi diye herkesi kandırdığım geçmişimi, izmarit topladığım yıllarımı,
yalan söylediğim kızıl doğrularımı... Hepsini acımasızca vurmalıydı yüzüme.
Hey bu kitabın kapağı kırmızıydı ne oldu birden? Karardı... "Şu paragrafın,
şu kısmına bakın"! Orada kendinizi göreceksiniz. Hangi paragraf?.. Beni ele
vereceksin şimdi, sus! Herkes beni sen sanıyor. Anlaşmamızda bu yoktu sanırım. Senin
isminle ben yazacaktım yazıları. Eğer bir şey olursa seni arayacaklardı. Seni
bulamayınca vazgeçeceklerdi. Karmakarışık olacaktı herkesin kafası. "Acaba bu
o mu?" diyeceklerdi. Ve bir okuyucu çıkıp "Zerdüşt nerede?" diye
soracaktı. Bense onu mağarada boğarak öldürmüş olacaktım. Sonra herkesi kandırıp
"o benim dostumdu, onunla çok iyi anlaşıyorduk" diyecektim. Kimse onu
ayakkabımın bağıyla hakaret ederek boğduğumu öğrenemeyecekti. Şimdi sen kalkıp
beni açığa çıkarmakla tehdit ediyorsun öyle mi? Benim de diyeceklerim olur o zaman.
Ben de kirli sepetinin kapağını açarım. Senin
nasıl asalak bir "şey" olduğunu
ve insanların kanına girerek onların mahrem yerlerinde dolaştığını, onların özel
hayatlarına karışarak berbat ettiğini, aşklarını çıkmazlara soktuğunu, hayattan
bıktırdığını, en kötü günlerinde dost görünüp bir açığını bulduğunda
hemen düşman kesildiğini, ne kadar kinci olduğunu; sayfaların arasında, kelimelerle
var iken nasıl birden bire hayat bularak etten ve kemikten bir insan gibi ukalalık
ettiğini, her zaman üstünlük sağlamaya çalıştığını, bunu yaparken nasıl rezil
rüsva olduğunu, hâlâ farkına varmayarak düştüğün durumu, göğsünü kabarta
kabarta insanların arasında liderlik etmeye, onlara emirler yağdırmaya
çalıştığını, bir bukalemun gibi renkten renge girerek dikkat çekmeye
çalıştığını ama kendine ait asıl rengi unuttuğunu, daha sonra dikkatleri çekmek
için yaptığın bu hareketin nasıl asıl
rengi bulma girişimine dönüştüğünü, fark ettirmemeye çalıştığın bu durumu
insanlara saldırarak geçiştirdiğini, "bak ben hala gülebiliyorum, kahkaha
atabiliyorum, benim hiçbir sorunum yok, siz herkesle konuşmaya kalkıştığını,
herkesten "A ne ukala birisi, bu kendisini dev aynasında mı görüyor acaba!"
laflarını işittiğini, ama buna kulak asmayarak ters yönde yürümeye devam ettiğini,
"Yoldaki İşaretleri" es geçerek çamurlara belendiğini, eve gidince annenin
"Yine mi kirlettin üstünü, ne uslanmaz, muzır bir şeysin" dediğini,
ağlayarak kendini odaya kapattığını, eline kağıdı-kalemi alıp olmayan hayatının
olmayan devresinde yaşanmamış hatıralarını yazmaya çalıştığını, ama bir
türlü asıl kahramanın kimin olması gerektiği hususunda bir türlü karar
veremediğini, çünkü asla asıl kahramanın kendin olamayacağını, senin yalnızca
bir vehimden ibaret olduğunu, insanların artık seni görmek istemediklerini, çünkü
zaten görünmediğini, görünemeyeceğini, bir hayal mahsulü olduğunu, ömür boyu
böyle kalacağını, bir silgi darbesiyle yok olacağını, kalemin mürekkep
damlatmasıyla boğulacağını, mürekkebin bir gün mutlaka damlayacağını, her zaman
kızıl boya ile yazdığın yazılarının bir gün seni de kızıla boyayacağını,
kızıl bir yüzle sarı benizlilerin arasında dolaşmaya cesaret edemeyeceğini,
kelepircilerin hayatı(n)ı korsan olarak ucuza satacağını, soğuk kaldırım
taşlarının üstünde ucuzcu bir okurun almasını beklerken hiç kurtulamadığın
pisliğin içinde yaşamaya alışacağını, parasız bir üniversite öğrencisinin
evine misafir olacağını ve bir ay sonra raftan alınıp okunacağını... hepsini bir
bir anlatacağım. Ve, Okunurken
parçalanan sayfalarının iğne iplikle dikilip çatı katında, hurda eşyaların
arasında kendine bir yer bulacağını ve artık orada yaşayacağını ve her şeyden ve
herkesten ve kendinden ve kalemden ve yazardan ve kağıttan ve kapaktan ve benden nefret
edeceğini... Sonuda bir gün kötü kalpli biri tarafından, soğuk bir kış gecesinde
odun tutuşturmak için yakılacağını ve bunun senin
sonun olacağını tek tek, tik tak tik tak
diye sinirimi bozan şu saatin altında anlatacağım okuyucuya. Hah
hah hah hah "HAA"!!! “Ey okuyucu hazır mısın?”
|