|
|
|
serkan özaydın |
||
GECENİN GECELİĞİ
Seneler
kadar uzun bir gece yaşanıyordu dünyanın tam ortasında. Kuru kuru rüzgârlar
esiyordu aşağılara doğru. Bulut kaplı gökyüzünde esen rüzgârların itişiyle
oluşan göçlerden dünyayı görme fırsatı bulan yıldızlar yeryüzüne bir şeyler
fısıldıyordu. İnsanlar
gecenin verdiği rehavetle sıcacık yataklarında mışıl mışıl uyuyorlardı.
Dışardaki kış ayazının donduruculuğundan uzak belki de baharı görüyorlardı
rüyâlarında ya da ıslık çalarak esen rüzgâra eşlik eden isyan şarkıları
uğulduyordu gönül mağaralarında, kim bilir?
Gece ve yıldızlar için türküler söyleniyordu bir yerlerde. Oysa
hayattan ümit edebileceği hiçbir şeyi kalmadığını anlayan yıkılmış insanların
iltica kampıdır gece. Dünya
ve ahiretini harab eden zavallıların fayda vermeyen son haykırışlarının zindan
yolunu tuttuğu kara deliktir gece... İkiye
bölünen Kızıl Deniz'in tuzlu suları arasında kalan Firavun'un kabul olmayan
tövbesinin ebedi cehennem ikametgahıdır gece... Ama
artık son çırpınışlarıdır gecenin de, etraf iyice
karanlıktır ve seher vakti çok yakın. Sabah olmak üzere... Kardelenlerin
sevdâlıları yıldızlar telaşla göz kırpmaktadırlar yeryüzüne... Ve... Güneşin kudretli elleri uzanır gecenin yarı çıplak göğsüne. Birdenbire yırtılır gecenin güzelim geceliği. İşte o zaman söner serseri köpeklerin yıldızı, sokak fenerleri. Bir kez daha bekâreti elinden alınır gecenin, solmuştur artık gonca gülü...
|