|
|
|
ülkü tırpan |
||
KARDAN ADAMIN GÖZYASLARI
Bir
hastane odasındaydı Zeynep. Gözlerini pencereden
alamıyordu. Yağan karla birlikte bembeyaz hayellere dalmıştı. Dışarı çıkıp
kartopu oynamak, kardan adam yapmak istedi. Ne havanın soğuk oluşu ne de sırtında
pijamalarından başka bir giysinin olmayışı umurunda bile değildi. Sadece, bembeyaz sokaklarda koşmak
istiyordu. Koşmak... Doyasıya, uçarcasına koşmak. Dışarı çıkmak için
yatağından doğrulmaya çalışırken birden unutmuş olduğu acı gerçeği
hatırladı. Gözleri dolu dolu, bir pencerede yağan kara, bir de duvara dayalı duran
koltuk değneklerine baktı. Boğazına düğümlenen hıçkırıklarla; "Ne olurdu
ben de koşsaydım, ben de oynayabilseydim, ben de çocukluğumu yaşasaydım?" diye
iç geçirerek isyan etti. Küçük bir çocukken geçirmiş olduğu bir kazadan dolayı
bu lanet koltuk değneklerine mahkûm olmuştu. Ameliyatla düzelebilecekti ancak çok
para lazımdı. Ailesi zaten çok fakirdi. Babası amelelik yapıyordu. Zeynep
çok çalışkan olmasına rağmen ilkokulu zorla okudu.Okula annesinin sırtında gidip
gelmek çok ağırına gidiyordu. Öğretmeninin ve ailesinin bütün ısrarlarına
rağmen orta okula gitmedi. Neye yarayacaktı ki yürüyemedikten sonra?.. Babası yardım
istmek için valiliğe ve daha üst mercilere tekrar tekrar başvurmuş, her defasın da
yeni sözler almıştı.Bu sözler Zeynep'i
yeni umutlara bağlamıştı. En sonunda vilayetten bir hayırseverin onu amaliyat
ettireceği haberi geldi. Sevinçten uçuyordu Zeynep, on altısındaydı ama ameliyattan
sonra çocuklar gibi koşup oynayacaktı sokaklarda. Kim ne derse desin on altı yılın
özlemini çıkaracaktı. Sabah saat sekiz otuzda ameliyat olacaktı. Saatine baktı bir
buçuğa geliyordu. Gözlerine uyku girmedi. Heyecandan
içi içine sığmıyordu.Birden aklına kar geldi. "Ya sabaha kadar kar
erirse?"diye düşündü. Hem doktor ona ameliyattan ancak iki hafta sonra
yürüyebilirsin demişti. O zamana kadar karlar çoktan erirdi. Nasıl olsa uykusu da
yoktu. Vakit bir türlü geçmek bilmiyordu.Güçlükle uzanarak koltuk değneklerine
ulaştı. İlk defa birinin yardımı olmadan ayağa kalktı. Önce sendeledi, düşecek
gibi oldu. Sonra dengesini sağlayarak değneklerin yardımıyla yürümeye başladı.
Gürültü yapmamalıydı. Nöbetçi doktor ve hemşireye görünmeden asansöre ulaştı.
Alt kata indiğinde kapıdaki nöbetçi uyumuştu. Onu uyandırmadan dışarı
çıktığına sevinmiş; "Bu gece şans benden yana" diye gülmüştü.
Bahçeye çıktığında ameliyatı unutmuştu bile. Hayatında gördüğü ilk kardı bu
. Elini kara ilk attığında kalbi duracak gibi oldu.
Sonra biraz ilerde çocukların yapmış olduğu kardan adamı gördü. Yanına
gitmek istiyordu, fakat değneklerle karda yürümek çok zordu. Daha bir kaç adım
atmıştı ki yere düştü. Canının yanmasına aldırış bile etmeden, sürünerek
kardan adamın yanına gitti. Ne kadar da güzeldi. Yaşanmamış
bir çocukluğun saflığı ile kardan adamla konuşmaya başladı. "Seninle
aynıyız kardan adam" dedi. "İkimiz de yürüyemiyoruz. Arkadaşların sana
ayak yapmayı unutmuşlar. Benimse ayaklarım var ama yürüyemiyorum. Ben yarın ameliyat
olacağım biliyor musun? Tekrar yürüyebildiğim zaman karlarda doyasıya koşup
oynayacağım ve sana söz veriyorum ayaksız kardan adam yapmayacağım"dedi. Ona
geçmişinden ve hayallerinden bahsetti. Bembeyaz gelinlikler içinde ne kadar güzel bir
gelin olacağını anlattı, tıpkı kar gibi... Yorulmuştu, yavaş yavaş uykusu
geliyordu ve Zeynep uyudu... Sabah
doktorlar yatağında bulamadılar Zeynep'i. Öğlene doğru onu karbeyaz ölüme sürükleyen bir beyaz hayalin
kucağında buldular. Hiç kimse bilemedi onun umutlarını, hayallerini... Ne doktorlar,
ne annesi, ne de babası. Yalnızca erimekte olan kardan adam... Eriyordu kardan adam,
Zeynep'in ümitleri, hayalleri gibi ve “Bir başka bahara Zeynepcik, bir başka
bahara” derken ağlıyordu. Kardan adamın gözyaşları ebedî ayaksız kalacak kardan adamlar için mi yoksa Zeynep'in yaşanmamış yılları için midir, bilinmez.
|